Vefatının 501. Yılında Yavuz Sultan Selim Han anıldı

Haber Süleymanpaşa Gündem

Osmanlı İmparatorluğu’nun 9. Padişahı Yavuz Sultan Selim, vefatının 501. Yılında Tekirdağ’da anıldı.

Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi’nde düzenlenen anma programına, Tekirdağ Valisi Aziz Yıldırım, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Eken, Süleymanpaşa Kaymakamı Harun Kaya, İl Emniyet Müdürü Mehmet Hakan Fındık, İl Jandarma Komutanı Kd. Alb. Osman Kılıç, Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel, Süleymanpaşa Belediye Başkan Yardımcısı Sabri Çınar, İl Müftüsü İsmail İpek, Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu ve vatandaşlar katıldı.

Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi’ndeki program, saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması ile başladı.

Programda açılış konuşmasını, İl Kültür Müdürü Ahmet Hocaoğlu yaptı.

Açılış konuşmasının ardından Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Üyesi ve Gazetemiz yazarı Nagihan Bayol bir konuşma yaparak Yavuz Sultan Selim’i ve Yavuz Sultan Selim ile ilgili menkıbeleri anlattı.

Yavuz Sultan Selim’in ilk Türk İslam Halifesi Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn yani (Mekke Medine'nin Hizmetkârı) unvanına sahip olduğunu vurgulayan Bayol, “Yavuz Sultan Selim Han Halifeliği Osmanlı'ya taşıyarak, Türk ve İslam dünyasını birleştirmiş ve Osmanlı'yı bu birliğin merkezi haline getirmiştir.

9. Osmanlı Padişahı, harp meydanlarında askerleriyle birlikte en önde savaşmış, yiğitliği sebebiyle ‘Yavuz’ unvanını almıştır. Yavuz Sultan Selim Han; 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn yani (Mekke Medine'nin Hizmetkârı) unvanına da sahiptir” dedi.

Yavuz Sultan Selim’in tevazu ve cesaret sultanı olduğunu Vurgulayan Bayol konuşmasında, “Yavuz Sultan Selim hükümdarlığı süresince her zaman tevazünün ve cesaretin sultanı olmuştur. Kazandığı zaferlerle devlet topraklarını üç katına çıkarmış, devlet hazinesini sonuna kadar doldurmuş ve kendisini her zaman halkının hizmetkârı olarak görmüştür.

Bu sebeplerden Yavuz Sultan Selim Han ile alakalı günümüze kadar ulaşan pek çok menkıbe bulunmaktadır.

Kimileri tarihi kayıtlarla doğrulanmış kimileri ise bu özel padişaha yakıştırılmış, dilden dile yayılıp gelen pek çok öykü bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Yavuz Sultan Selim Han ile ilgili pek çok menkıbenin olduğunun altını çizen Bayol konuşmasında şunlara yer verdi: “Hayatı boyunca gerek giyim kuşamı, gerekse hususi yaşantısıyla sadeliği seçmiştir. Hatta Mısır seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ı süslü elbiseler içinde görünce oğluna; ‘Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen anan ne giysin!’ diye hitap ettiği rivayet edilmektedir. Yavuz Sultan Selim'in 8 yıl ve birkaç ay süren saltanatı at üzerinde seferlerde geçmiştir. Çok başarılı olmuştur. Bu başarıları, Osmanlı İmparatorluğu'nun altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı hazineyi ağzına kadar doldurmuştu. Yine yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: ‘Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse mühürlensin. Kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine- Humayun benim mührümle mühürlensin. Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki yıkılışına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir. Halen Topkapı Sarayının hazine dairesinin üzerinde Yavuz'un mührü vardır

Yavuz Sultan Selim Han ile alakalı menkıbelerde Hasan Can adı sıkça geçer. Hasan Can, Padişahın nedimi yani özel yardımcısı ve yakın dostudur. Hasan Can, devlet adamı, şeyhülislam ve tarihçi Hoca Sadedin Efendi'nin babasıdır.

Yine Hasan Can'ın oğlu Hoca Sådeddin Efendi'ye anlattığı meşhur bir menkıbe var onu da anlatmak isterim. Yavuz Sultan Selim Han zamanında çok fakir bir adam varmış. Borçlarını ödeyemeyince zora düşmüş ve bir gece Allah'a yalvarmis, Allah'tan yardım dilemiş. O gece rüyasına Peygamber Efendimiz (s.a.v) girmiş ve sabah soluğu Yavuz Sultan Selimin yanında almış demiş ki: Sultanım, bana bir kese altın verecekmişsiniz. Selim Han: "Vereyim vermesine de bir neden söyleyecek misiniz?" Der. Fakir adam: Dün gece rüyama Fahri Alem Efendimiz girdi dedi ki; "Bizim Selime söyle her gece okuyup bana hediye etti Salavat-i Şerifi dün gece unuttu bunu karşılık olarak sana bir kese altın versin", demiş. Selim Han: Hemen bir kese altin demiş ki; "Ne olur tekrar söyleyin" adam aynı sözleri tekrar etmiş vermiş kese daha vermiş sonunda on kese altın ederince tekrarlatmış. Selim adama Hanin yardımcısı Hasan Can bunu fark etmiş ve adama yeter artık sonra tekrar gelirsiniz demiş adamı göndermiş. Yavuz Sultan Selim Han "Duydun mu Hasan Can, Fahri Alem Efendimiz benim için 'Bizim Selim' demiş binlerce şükür olsun bizi bu şerefe nail etti, Rabbime hamt olsun, eğer bu yaşlı adamı biraz daha göndermeseydin o sözü tekrar duymak için neyim var neyim yok her şeyimi verirdim", demiş.

Yavuz Sultan Selim'in Padişahlık süresi sadece 8 yıldır. Padişahlık süresinin bu kadar kısa olmasına rağmen çok başarılı olması ve hayatının hazin sonu babası İkinci Beyazıt'ın bedduasına bağlanır. Günümüze gelen hikâye o dur ki; yumuşak başlı padişah ikinci Beyazıt oğlu Birinci Selim tarafından Yeniçerilerin desteği ile devrilir ve sürgüne yollanır.

Bu noktada rivayet edilir ki; babası Yavuz'a üç bedduada bulunur.

‘Ömrün at üstünde geçsin, savaştan savaşa giresin. Allah seni galip eylesin, zenginlikle, şana, şöhretle gözünü doyursun. Ama dilerim ki, ciğerini görerek ölesin...’

Yavuzun hayatına baktığımızda bedduanın tuttuğunu görüyoruz. Saltanatı da vefatı da sanki bedduaya uygun olmuştur. Ömrü at üstünde seferden sefere geçmiştir ve çok başarılı olmuştur. Bu başarıları Yavuz Sultan Selim Han'ı zenginliğe, şana ve şöhrete kavuşturmuştur.

Bedduanın sonundaki ‘...ciğerini görerek ölesin...’ kısmının da şöyle gerçekleştiği söylenir. Padişahın vefatına sebep olan sırtındaki yara o kadar büyümüştür ki. Oradan bakıldığında Padişahın ciğerleri görülmektedir. Tabi bu beddua hikâyesi Padişahın vefatından sonra halk tarafından dillendirilen bir hikâyedir. Belki de Yavuz Sultan Selim Han'ın babası ikinci Beyazıt, böyle bir bedduayı oğluna hiç etmemiş de olabilir. Malumunuz Sultan Selim Han'ı ölüm Tekirdağ'da yakalıyor. Sultan, 22 Eylül

1520'de Tekirdağ'ın Muratlı ilçesine bağlı Yukarısırt Mahallesine vefat etmiştir. Vefat etmesine sebep olan hastalığının ilk belirtisine de yine Hasan Can şahit olmuştur.

I. Selim'in Edirne yolculuğuna çıkmadan birkaç gün önce saray bahçesinde gezinirken sırtında bir ağrı olduğunu ve diken gibi bir şeyin canını acıttığını nedimi Hasan Can'a söyler. O da müsaade isteyerek sırtını açarak bakar ve çıbana veya irice bir sivilceye benzer bir şey görür. Padişah bunun sıkılıp patlatılmasını ister. Fakat Hasan Can bunun tehlikeli olabileceğini söyler. Padişah; Hasan Can'a, bugün menkıbe haline gelen şu cevabı verir; ‘Biz çelebi(beyzade) değiliz ki küçük bir çıbandan dolayı cerraha başvuralım’

Ertesi gün hamama giderek tellağa sivilceyi sıktıran I. Selim'in acısı dinmez daha da artar. Türk Tarih Kurumu şeref üyesi, tarihçi akademisyen Feridun Emecen, bunun bir sivilceden öte veba uru olma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Feridun Emecen'e göre Padişah veba hastalığından etkilenmiş olabilir. Bazı kaynaklarda da Padişahın şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi

(Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiği söylenmektedir.

Yol esnasında giderek ur büyümeye başlamış ve padişahın ıstırabı daha artmıştı. İstanbul’dan getirilen hekimler buna bir türlü çare bulamazlar. Yaraya zift yakısı konulmuş, fakat faydası olmamış. Edirne'ye doğru çıkılan yolculukta simdi Muratlı ilçesine bağlı Yukarısırt Mahallesine gelindiğinde Padişah artık hareket edebilecek durumda değildir.

Zaruri olarak burada konaklar. Sultanın son anlarını nedimi Hasan Can, oğluna anlatmış, oğlu Tarihçi Hoca Sadeddin Efendi'de babasının anlattıklarını söyle nakletmiştir. ‘Ölüm vakti gelip çattığında bana seslendi ve söyle dedi, ‘Hasan Can ne haldir’ Ben kulu ona söyledim ki ‘Sultanım Allah'a yönelip onunla olma vakti gelmiştir.’ Bunun üzerine buyurdu ki; ‘Ya sen bizi bunca zaman kiminle bilirdin. Allah'a yönelişimizde kusur mu gördün". Ben dedim ki "Haşa bir an bile Allah'ı anmakta gaflet içinde olduğunuzu görmedim. Ama bu zaman ötekilere benzemez ihtiyat olsun diye söyledim’ Bir süre sonra Yasin suresini okumamı buyurdu. Bunun üzerine bir kere Yasin suresini okuyup tamamladım. Benimle sureyi tekrar ediyordu. İkinci defa ‘Selamun kavlen min Rabbin rahim’ ayetine gelince gördüm ki mübarek dudakları ayeti okuyor gibi kıpırdıyordu öylece ruhunu teslim etti cevherimiz elden gitti.”

Menkıbelerden verdiği örnekler ile Yavuz Sultan Selim’i anan Nagihan Bayol, konuşması ile dinleyicileri büyüledi.

Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Üyesi ve aynı zamanda gazetemiz Yazarı Nagihan Bayol’u katılımcılar konuşmasından ötürü tebrik etti.

İl Müftüsü İsmail İpek’in dua etmesinin ardından program sona ererken, Vali Yıldırım ve protokol üyeleri Yavuz Sultan Selim’in resimlerinin yer aldığı resim sergisini gezdi. 

Haber Tarihi : 23.09.2021