Cahide Ulaş
AKDENİZ’DE SICAK ZAMANLAR YAŞANIYOR SON GÜNLERDE KAN İLE SULANAN BU TOPRAKLAR NASIL BİZİM VAZGEÇİLMEZ VATANIMIZSA MAVİ VATAN DA BİZİMDİR

Herkesçe malum emperyalist kardeşlerle, Yunanistan’ın bugünlerde tek iştigal ettiği konu,
Lozan antlaşması ile de görmeyen gözler ve duymayan kulaklar için daha da anlaşılır hale gelmiş olan
kıta sahanlığı ve karasularımız üstünde olan yasal haklarımızı, bir şekilde egale edebilmek için, ilk
tetiği çeken olmamızı sağlamak üzere bizi provoke etmeye çalışmaktır.
Sabır, sükûn ve kararlı yüreklilik, gerektiğinde hiçbir savaştan kaçınmayacak ve gerçek
varlığını o zaman ortaya koyacak olan Türk Ulusu’nun esasen her zaman yanında taşıdığı, ilk ve son
noktaya kadar da karşı empatiyle kullandığı öğeleri olmuştur hep.
Akdeniz’de yaşanan sıcak günler hepimizi endişelendiriyor. “Savaş” sözcüğünü bile telaffuz
etmekten korkuyoruz. Zaten bu bizim ülkemizi ve tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan corona
virüsü yenebilme savaşı içindeyiz ve çok endişeliyiz.
Bir de bunun üzerine Akdeniz’de yaşananlar endişelerimizi ve korkularımızı daha çok arttırıyor.
İnşallah diplomatik yollarla çözüm bulunur da tarihte olduğu gibi yine zor zamanlar yaşamayız.
Vatan’ımızın her karışı kolay kazanılmadı ve asla bir santimetrekaresine bile zarar gelmesini
istemeyiz. Kahramanlık destanı yazdığımız Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün önderliğinde, bütün
millet olarak nasıl sahip çıkmışsak yine canımız pahasına sahip çıkarız.
Yunanistan’ın arkasına başka devletleri de alarak Akdeniz’de bizim sularımızda hak iddia
etmesi anlaşılır gibi değil! Tarih’ten ders almamışlar gibi, Türk milletinin yurdunu nasıl sevdiğini
bilmiyorlarmış gibi, Vatan söz konusu olunca canlarını bile seve seve vereceklerini tarihte
yaşamamışlar gibi şimdi bu yaptıkları neyin nesi anlamaya çalışıyoruz.
Dediğim gibi inşallah sağ duyu ile empati ile diplomatik çözümler bulunur da savaşın eşiğine
gelmeyiz.
12 ADALAR
Yunanistan ile 12 Adalar sorunumuz var ve zaman içinde birçok değişiklikler oldu, herkes bir
şeyler söylüyor. İşin aslını anlamak için tarihe ve tarihteki antlaşmalara bakmak gerek.
Bu konuda Yusuf Halaçoğlu’nun bir yazısını paylaşmak istiyorum.
“Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, Uşi Anlaşması'dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor. Bu yüzden 3 yıl sonra yani 1915'te Londra'da bu konu
gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve
Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz. Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915 Londra'da İtalya'ya
verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı
Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan
ordusunun yanında olmuştur.
Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır. 12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin
içerisinde bu adam vardı.
Şimdi asıl olaya gelelim... *Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu
yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer.

Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine
karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan
faydalanıyor ve 12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka.
Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman
ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha
Türklerindir...
Yusuf Halaçoğlu”
Tarih böyle diyor! Peki; neden on yıl evvel 12 Adaları verdik? Neden sahip çıkamadık?
Şimdi Yunanistan yine istediğimiz alırım düşüncesi peşinde mi? Başka devletleri de yanına
alarak burnumuzun dibine askeri kuvvetleri yerleştirerek gözdağı veriyor Yunanistan. Buna izin
verilecek mi?
Tabii ki hayır! Her karışı kanla sulanan Vatan topraklarının bir karışı dahi feda edilemez!Bunun
için de her türlü çözüm yolu denenmeli savaş hariç…
ATATÜRK’TEN ANILAR
“Atatürk, yanında subaylar olmadan tek başına İzmir’i gezmeye çıkmış.
Devrin ünlü oteli Kramer’e gitmiş. Otelin lokantası bir hayli kalabalıkmış. Garsonlar tek başına
gördükleri Mustafa Kemal’i başta tanıyamamışlar ve yer olmadığını söylemişler.
Sonra içeridekilerden biri tanıyınca ortalığı bir telaş almış ve hemen Atatürk’e terasın
başköşesinde yer hazırlanmış.
Atatürk rakısını söylemiş. Bir süre güneşin batışını izlemiş. Sonra yanında bekleyen Rum şefe
sormuş:   
– Kral Konstantin bu otele gelir miydi?   
 – Gelirdi paşam.      
– Güneşin batışını izleyerek rakı içer miydi?   
– Hayır paşam   
 – Peki o zaman neden İzmir’i almak istemiş ki!   
(Falih Rıfkı Atay)”
ATATÜRK VE İÇKİ
Atatürk, içki bağımlısı olmadığını, yanındaki siyasetçi Ruşen Bey'e net bir şekilde ifade
etmiştir:    
“İçkiyi severim fakat istediğim zaman bunu keserim. Vazifem esnasında bir damlasını dahi
ağzıma koymam. Vatan işlerine içki karıştırmam. İçki ve vazife ayrı şeylerdir”.(Atatürk)       
Falih Rıfkı Atay da, Atatürk'ün sofra kültürü hakkında şöyle söyler:    
“Bu, bir içki ve cümbüş sofrası değildi. Dostları hatta düşmanlarıyla sohbet ve tartışma meclisiydi.
Savaş ve devrim günlerinde meseleler konuşulduğu sırada hiç içmez veya pek az içerdi. Eski Osmanlı
deyimiyle pek edepliydi.”
KURTULUŞ SAVAŞI KAHRAMANI
Çete Emir Ayşe
"Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına
geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve
Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış,
dağa çıkmış ve Yörük Ali Efe’ye katılmıştı.

Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlarla savaşmıştı.
Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı’nda Çete Emir Ayşe’nin de aralarında bulunduğu
kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştı.
'Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Milletimin ve Atatürk’ün göğsüme taktığı
İstiklal Madalyası'dır' demişti."
____________________________________________________________________________________
Eylül'dü
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül'dü.
Dili geçmiş bir zamandı yaşadığımız.
Adımlarımızın kısalığı bundandı.
Bundandı, gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan
Ellerin kadar ıssız..
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül'dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse, asılı bıraktığın yerdeydiler hala.
Gözlerini sildi zaman…
Dedim ya...
Eylül'dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimin….
Cemal Süreya
________________________________________________________________________________
Tam sırasıdır canlandırmanın hatıraları..
Sen “9 EYLÜL” dersin iki kelime
Ben ONURLU bir HALK anlarım,
Rüzgarın çevirdiği sayfa anlarım
Sen “İZMİR” dersin iki Hece
Ben SAYGIYLA ayağa kalkarım..
Haluk IŞIK

Yazı Tarihi : 12.09.2020