Cahide Ulaş
BİLİMİN IŞIĞINDA HİZMET VEREN ÜNİVERSİTELERİMİZE ORADA YETİŞEN GENÇLERİMİZE SAHİP ÇIKILMALI KORUNMALI

Türkiye bugün içeride ve dışarıda birçok yapısal ve yönetsel sorun ile uğraşmaktadır. Toplumun
genel kanısı ise günden güne sorunların giderek ağırlaştığı yönündedir.
Bilim ve üniversite tam da bu durumda sorun çözmek için vardır. Teknik sorunların çözümü
belki daha kolay, ancak sosyal sorunların çözümü çoğu zaman yönetimler, hâkim görüş, mahalle
baskısı ve siyasi etkilerden dolayı çok daha sorunlu ve zordur.
Bu nedenle insan odaklı sorunların rahat incelenmesi için üniversitelerin üzerinde hiçbir etkinin
olmaması, akademisyenlerin rahatça görüşleri ve bulgularını geliştirmek için özerklik talebi
oluşmuştur.
Üniversitelerde bugün yaşanan birçok sorunun temelinde üniversitenin tam olarak bilinememesi
yatmaktadır.
Üniversitenin varlık nedeni ve kendisinden beklenilenler doğru tanımlanmadığı ve anlaşılmadığı
için doğru bilim insanı da yetiştirilemedi ve buna bağlı olarak doğru da yönetilemedi.
Cahit ARF’ın ifadesi ile "
"Üniversite kurulmaz, Üniversite olunur" Üniversite olmak için bilimsel bilgiye nasıl ulaşılacağını
bilmek zorunludur.  
Bilimsel bilgiye nasıl ulaşılacağını bilmek için öncelikle Bilim Tarihi, Bilim Felsefesi ve Araştırma
Metotları derslerinin en başta üniversitelerde öğretilmesi/okutulması gerekiyor.
Üniversitelerin toptan aydınlanması için üniversite mutlaka tartışmayı ve felsefeyi öğrenmek
zorundadır. Öğrenmeden öğretimin olduğunu gösteren bir tek bilimsel örnek ve pratik
bulunmamaktadır.
Bilimin işleyiş mekanizması metodolojiye dayanmaktadır. Yani bilgiye nasıl ulaşılacağına
bağlıdır. Bilim adamı mesleği gereği bilimin felsefesini, elde ettiği bilgiyi tanımak ve bilimin işleyişini
bilen kişi olmak zorundadır.
Bilim kişisi bilgi ve sorumluluğu edindiği zaman bilgiye ulaşmasını bilir. Ne aradığını bilirse
bilinçle her bulgu analiz edilir ve yorumlanır.
 
ÜNİVERSİTENİN GÖREVİ NEDİR?
1. Güncel ve gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgili derinlemesine araştırmalar yapmak ve
çözüm önerileri sunmak,
2. Eğitim görevi yapmak, nitelikli insan yetiştirmek,
3. Toplumu aydınlatmak ve önderlik yapmak.
Ancak en önemli görevi “doğanın ve toplumun” gizemlerini (sırlarını) deşifre etmektir. Deşifre
etmesi görevi önemli, çünkü bilim insanı bilinenleri değil, bilinmeyenleri anlamak üzere çalışmalarının
peşinde coşku ile koşan kişidir.
Atomun varlığını gözle görerek anlayamayız, ancak derin sezgiler, gözlemler, araştırmalar ile
atomun varlığı anlaşılır. Gizem çözüldükçe bulgular paylaşılır, öğretilir ve toplum aydınlatılır.
Üniversite tarihi üniversitenin en önemli özelliğinin her tür otoriteden bağımsız araştırma ve
eleştiri hakkı olduğunu göstermektedir.
Bu anlamda üniversite birkaç şekilde tanımlanabilir, fakat en yaygın ifade ile kamu yararı için
bilgi üreten, bilgiyi ileten ve yayan özerk bir öğretim ve araştırma kurumudur. Üniversitelerin
sorunları evrensel boyutta olduğu için sınırları da dünya sınırlarının ötesine taşınmaktadır.
Bu ortamlarda her türlü düşünce otoritelere, tabulara ve kişilere bağlı olmaksızın
tartışılmaktadır. 
BİLİM İNSANI KİMDİR ?

Bilim insanı “Dünyayı ve/ya içinde yaşadığımız evrenin sırlarını araştıran, hatta yaşamı
anlayabilmek için ufkumuzu açmak için sordukları sorular ve cevapları ile bizleri aydınlatan kişilerdir.
“Bilim İnsanı Gizemi Aralayandır”
Matematikçi Prof. Dr. Cahit Arf'a göre bilim insanı, “bize evrenimizi anlamak için yol gösteren
rehberlerdir. Bilim insanı, bir soruna çözüm bulmak için kendiliğinden harekete geçen kişidir. Engel
tanımadan, bir zamanlar olanaksız denilen şeyleri olanaklı kılmak için yeni yollar arayandır.”
Bilim Adamının   en önemli özelliklerinden biri, mütevazi yaşamı ve kişiliğidir.
Bilim adamı dürüstlüğü imbikten damıta damıta elde edilmiş saf su damlalarına benzemelidir.  
Bilim İnsanı kendi iktidar çıkarları için duruma göre pozisyon almaz.  
Tersinden bilim adamı duruma göre pozisyon alan, para pul, makam mevki için çalışan, birkaç
makale yaparak akademik aşamaları sağlayan kişi değildir.
Toplumsal sorumluluktan kaçan, “gözerimi kaparım vazifemi yaparım” diyen memur hiç
değildir.
Bilim insanı bu bağlamda hediye, rüşvet, iltizam gibi ilişkilerin içinde bulunmaz. Akademisyen
bazılarının yakıştırması gibi özel iş, ek ders, danışmanlık ve paralı proje peşinde koşman insanlar
değillerdir.  
En büyük hediye laboratuarında bulduğu yeniliktir, yetiştirdiği ufku açık, sorumluluk sahibi,
ülkesine hizmet eden öğrencileridir. Bilim insanları tarih boyunca insanın mutluluğu için uğraş veren
ve bu uğruda maddi ve manevi bedellerde ödemiş kişilerdir.
Sonuç olarak, bilim adamı toplumdan kopuk değil, toplumun içinde, sevinçleri, acıları olan
insanlardır. Bilim insanı sürekli kafasında soruları olan, aydın sorumluluğu olan, açık, uzak görüşlü Ve
çözümleyici yeteneği olan kişidir.
 
AKADEMİSYENLER ÜZERİNDE AĞIR YÜK BULUNMAKTADIR
Akademik ortam için Voltaire “sizin ile aynı görüşte değilim, ancak görüşlerinizi savunmanız için
sonuna kadar yanınızdayım, hatta canımı veririm” der.
Akademisyen, ifade özgürlüğünün üniversite olmanın temel koşulu olduğunu benimser ve bu
özgürlük olmazsa demokrasiden bahsetmenin anlamsız olacağını bilir.
Günümüz bilgi çağında bilgiye, bilime ve özgürlüğe verilecek en büyük zarar fikirlerin ifade
edilmesinin engellenmesidir. Hangi ortamda olursa olsun, bilimin yaşam hakkı bulmadığı, özgürlüğün
olmadığı, entelektüel gerilemenin yaşandığı her yerde başta sosyal ve ekonomik duraklama
kaçınılmazdır.
Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede yapılması gereken başta üniversite özerkliği ve akademik
özgürlüğü sağlamak ve yaşamın her alanında demokratik ortamı yaşatmaktır.
Türkiye gibi genç nüfuslu bir ülkede düşünce açıklama ve kendini ifade etme özgürlüğü sosyal ve
ekonomik kalkınma için elzemdir. (Çukurova Üniversitesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş’ın yazısından alıntı)
 
ÜLKEMİZİN EN KIYMETLİ PSİKOLOGLARINDAN DOĞAN CÜCELOĞLU’NU
NE YAZIK Kİ KAYBETTİK! MEKANI CENNET OLSUN NURLAR İÇİNDE UYUSUN!
Ülkemizin en kıymetli psikologlarından, bilim insanı Doğan Cüceloğlu’nu ne yazık ki 83 yaşında
kaybettik..
"İçimizdeki Biz"i bizimle tanıştıran "Bir mucize" insan geçti bu dünyadan...
Çok üzgünüz!. Yolumuzu aydınlatanlardandı.
“Öğretmenlik yapan öğrenci görür karşısında. Ama öğretmen olmuş olan canlar görür karşısında''
Sözleri unutulmayacak..
Silifkeli 11 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen, aldığı eğitim ile
çalışmalarını Türk insanını anlamaya ve anlatmaya yoğunlaştırmıştı.

“Sizi karşılıksız ve sınırsız sadece annenizin sevme ihtimali var. En yakın dostunuzun bile bir
karşılığı ve sınırı vardır.” Demişti.
"Gitti, gelmedi ve bir gün dedim ki, annemi bir daha göremeyeceğim. O zaman ölümün farkına
vardım. Annen yok, kimsen yok.”demişti..
O çok sevdiği annesinin yanına uğurladı dünya onu.
Bıraktığı eserler ve fikirleriyle hayatımıza dokunmaya devam edeceğine yürekten inandığım
Cüceloğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum!.

İz Bırakacak Gençlik
İlim, irfan, kültürle aydınlanan,
Sanatla kendini bulacak gençlik,
Gelişen tüm dünyayla yarışan,
Çağlara mührünü vuracak gençlik…
Ümidi olmuştur ana-babanın,
Gelişen, değişen uygar dünyanın,
Sahibidir cennet kokan vatanın,
Zirveye koşarak çıkacak gençlik…
Vatan ve millet aşkıyla çağlayan,
İstiklâl Marşı’yla coşup ağlayan,
Maziden atiye vefa bağlayan,
Sınırda nöbetler tutacak gençlik…
Ay yıldızlı şanlı al bayrağına,
Kars'tan Hatay'a, Meriç Irmağı’na,
Bağı, bahçesi, taşı, toprağına,
Yurduna hizmetler yapacak gençlik…
Mağdurları canı gibi sevecek,
Gerek yardan, gerek serden geçecek,
Hakkını namerde çiğnetmeyecek,
Mazlumun yanında duracak gençlik…
Vatan, istiklâl uğruna savaşta,
Cephede, sarp vadide, kara kışta,
Cennete gülerek şehit varışta,
Kefeni bayrakla saracak gençlik…
Sizlersiniz elbet bize gelecek.
Güzel ülkem sizlerle yükselecek,
Çok çalışarak hedefe gidecek,
Tarihe izler bırakacak gençlik…
Şahin Karataş
"Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan,
çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar."
Doğan Cüceloğlu

Yazı Tarihi : 14.01.2022