Cahide Ulaş
BU KORONA VİRÜS YAŞAMIMIZI ALT ÜST ETTİ KORUNMANIN TEK ÇARESİ SOSYAL İZOLASYON VE EVDE KALMAK

Tarihsel kırılmanın yaşandığı bu günlerde neden evde kalmalıyız?

           Gerçekten hiç bu denli küresel düzeyde hızla yayılmış ve yaşanılmamış bir şekilde 200 nanometre büyüklüğündeki bir virüsün (covit-19) tehdidi altında yaşamadı insanlık.

           İnsanın birkaç bin yıllık kısa tarihinde beynini kullanarak ürettiği bunca şaşalı teknolojik ürünler çözümsüz kalırken nanometre büyüklüğündeki bir virüsün bünyelere girip sağlığımızı tehdit etmesi karşısında hepimizin yaşamını son iki ayda zehre dönüştürdü.

           Doğal olarak bütün dünyada “insan insanın kurdudur” misali dün tarihte İspanyolların Amerikan kıtasını, Avrupalıların Afrika’yı, İngilizlerin Avustralya kıtalarını fetih ederken olduğu gibi hastalığı birbirimize bulaştırıyoruz. 
           Konu çok ciddi, ihmale gelir yanı yok. Dünyada olduğu gibi toplumumuzda küçük bir kısmı bu bilince halen erişmemiş veya konunun önemini-vahametini bilmiyor.

           Kamu yararı için onları da uyarmak zorundayız. Ne yazık ki; sokağa çıkma yasağına karşı çıkan bizler bugün sokağa çıkmayı bırakın evde kalmayı savunur olduk.

           Sokağa çıkmayı savunanlar ile ekonomik kaygılar nedeniyle temkinli ve sınırlı şekilde sokağa çıkılmasını savunanlar arasında tezatlıkları yaşıyoruz. Virüs yaratığı karşısında herkes adeta pabucu ters giymek zorunda kaldı. 
           Bu vesileyle hepimizi aniden evlerin içinde kalmaya zorlayan, şoke eden, şaşkına çeviren nanometre büyüklükteki virüs karşısında şu andaki tek çözüm sosyal izolasyon ve mesafeli korumadır. Hepimizin sağlığı için kurallara uymak zorundayız.

           Onun için EVDE KAL veya EVDE TUT önerisi yerinde ve hepimizin uyması gereken bir kuraldır.

                                       

           ŞİMDİ HER ŞEYİ KARANTİNAYA ALMA ZAMANI                                   

           İnsanlık; endüstriyel devrimle beraber belki de hiç olmadığı kadar kendine yabancı bir üretim ve yaşam biçiminin içine girdi. Doğaya düşman, kendinden olmayana düşman, kendine düşman…

           Mükemmel arabalar ürettik. Binalar diktik gökyüzüne dokunduğunu zanneden. Topraktan ne kadar uzaklaşmışsak o kadar modern olduk.

           Duble duble yollar, kanallar, köprüler inşa ettik doğanın bağrına bağrına. Devasa termik santraller, JES’ler kurduk çağlayan nehirlerin çığlığına aldırmadan. Madenler çıkarttık koca koca dağların milyonlarca ağacını, kuşunu, sincabını ve ekosistemi umursamadan.

           Savaşlar çıkarttık eften püften. Ölenler mi oldu orada? Ama ne yapalım her şey ekonomi için. Oradan kaçan insanlar nereye mi gidecek? Dünya büyük. Oysa dünya küçük diye duymuştuk biz. Gördük küçükmüş de. Cehennemden kaçanlar cennette olanlara doğru koşmaya başlayınca daha iyi anladık.

          Gidin kendi ülkenizde savaşın diyenler oldu savaş mağdurlarına. Cennette olanlara kucağında bir çocukla koşmaya çalışan babaların ayaklarına çelmeler takıldı sınırlarda. Gazeteci bir kadındı üstelik çelmeyi takan. Baba düştü, çocuk düştü, insanlık düştü, utanç varlığından kahroldu. Ama hiçbir şey değişmedi. Sınırlar çelmelerle düşürülen binlerce insanla dolu hala.

          Biz kaldırdık da, doğa kaldıramadı daha fazlasını. Biz kaldırdık da içimizde bir yerlerde kalan ‘doğamız’ kaldıramadı bu kadar saçmalığı.

          Paçalarımızdan akan endüstriyel dünya insanı insan yapan her şeye hücrelerine kadar saldırınca kanseri, depresyonu, SARS’ı, MERS’i derken Korona’sıyla geldi çattı işte.

          Ve şimdi her şeyi karantinaya alma zamanı. İnsanlığımızı da. Çünkü insanlığımızın geldiği nokta tam bir talan, tam bir yalan…

                                                                                                  

          KARANTİNA KİM İÇİN?                                  

          Korona virüs sayesinde artık hayatlarımızın ne kadar küresel ya da ne kadar enternasyonal olduğunu kim bilir kaçıncı kez görüyoruz.

          Bir yerde bir ağacın yaprağı düşse dünyanın öte ucunda mutlaka başka bir gözyaşı dökülür. Kaz Dağlarında düşen bir ağaç yalnızca burada düşmez. Bir yerde çıkan savaşın bombası yalnızca orada patlamaz. Ateş sadece düştüğü yeri yakmaz.

         Wuhan’da başlayan enfekte durum sadece Wuhan’da kalmaz. O kadar bağlı hayatlarımız ve kaderimiz birbirine. Ama ne yazık ki böyle kahredici olaylarla fark ediyoruz bunu. Korkuyla terbiye olmaya alıştırılan ruhlarımız, ne yazık.

         Evet, kaderimiz ve hayatta kalma ihtimalimiz o kadar birbirimize bağlı ki… Korona virüs için alabileceğimiz en önemli tedbir sosyal mesafelenme, birbirimizden birbirimiz ve kendimiz için uzak durma ve karantina.

         Çünkü virüs kadın, erkek, fakir, zengin, sigortalı, sigortasız, yerli ya da Suriyeli tanımıyor. Virüs kapitalistler gibi değil. Kesinlikle sınıfsız ve sınırsız çalışıyor. Bunun için de yayılımını engellemenin şimdilik en kolay yolu bir süre evlerimizde kalmak. Pekii ama nasıl?

 

         TÜM EMEKÇİLER VE İŞSİZLER İÇİN DE YAŞAM HAKKI

          İtalya geniş çaplı karantina uyguluyor. Ama işçiler çalışıyor. Bu nedenle de ülkede yaşam hakkı için grev dalgaları yükseliyor. Grevlerde ‘yaşam hakkı talebi’ hiç bu kadar görünür olmamıştı herhalde.

         Türkiye sosyal mesafelenme tedbirleri uyguluyor. Okullar tatil edildi. Eğlence mekanları, sinemalar, tiyatrolar ve kafeler kapatıldı. Hepsi de oldukça zorunlu ve olumlu tedbirler. Hatta marketlerin bile belirli günlerde çalışacağı söylentileri yayılmaya başladı.

         Ama fabrikalar çalışmaya devam ediyor. Memurlar çalışmaya devam ediyor. Üstelik de 1 metre mesafe koşulunu uygulama imkanı olmaksızın. Hatta mesaiye gidebilmek için 1 santimetre mesafe koşullu toplu taşıma araçlarını kullanarak.

          Öyleyse karantina kim için? Sosyal mesafelenme kimin hakkı? Hasta olmamak ve yaşamak kime değer?

          Oysaki fark etmiş olmalıyız. Kurtuluş yok tek başına. Ya gerçekten hep beraber, ya da üzgünüm ama hiç birimiz…

          Bu nedenle salgın kontrol altına alınana kadar acilen tüm kamu emekçilerinin ve fabrika işçilerinin ücretli izne çıkartılmaları gerekir. Tüm üyeleri için insanca ve insan onuruna yakışır ‘yaşam hakkı’ talebi olan sendikalar da bu yönde irade göstermelidir.

          İşsizler için acil sosyal yardım önlemleri devreye girmeli. Suların fatura nedeniyle kesilmemesi güzel bir adım ama yetmez. Merkezi yönetim, yerel yönetimler ve muhtarlıklar eliyle acilen bu kesimler için yardım dağıtımları örgütlemeli.

          Biliyorum bunlar bütün rasyonalitesi düşen kapitalist ekonomi için hiç ekonomik ve rasyonel görünmüyor. Ama bu onun sorunu, insanlığın değil…

                                                                                                    

            ŞÜKRETMEK..                 

           İtalya'da 93 yaşındaki bu adamın hastanede durumu düzeldi. Endüstriyel solunum cihazının kullanma bedelini ödemesi istendi ve yaşlı adam ağladı.

           Doktor fatura yüzünden ağlamamasını tavsiye etti.

           Yaşlı adamın söyledikleri tüm doktorları ağlattı. Yaşlı adam dedi ki;

          -Ödemem gereken para yüzünden ağlamıyorum. Tüm bunları ödeyebilirim. 93 yıldır Tanrı'nın havasını soluyorum diye ağlıyorum ve bunun bedelini hiç ödemedim. Hastanenin solunum cihazını bir günlüğüne kullanmak için 500 euro istendi. Tanrı'ya ne kadar borcum var biliyor musunuz? Bunun için Tanrı'ya daha önce asla teşekkür etmedim.

            Yaşlı adamın sözleri düşünmeye değer. Ağrısız ve hastalıksız olarak havayı özgürce soluduğumuzda kimse yaşamı ciddiye almıyor.

            Sadece hastaneye girdiğimizde solunum cihazını kullanarak nefes almanın bile parayla olduğunu öğreniyorsunuz. Hayatımız boyunca geçen zaman için şükür edelim, çünkü özgürce nefes alabiliyoruz            

 

        PROF.DR. ERCÜMENT OVALI TÜRKİYE’NİN YETİŞTİRDİĞİ 

           KAHRAMAN DOKTORUMUZ

           Prof.Dr. Ercüment Ovalı; 2007 yılında Ergenekon’dan cezaevine atıldı. Masum olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı. Yurt dışından iş teklifi aldı. Ama çektiği bu cezaya rağmen, ‘Ben Milletime hizmet ederim.’ diyerek geri çevirdi. 

            2017’de yıllın Bilim Adamı seçildi. Aldığı ödülü ŞEHİTLERİMİZE armağan etti. Ve şuanda canını hiçe sayarak 28 kişilik kahraman ekibiyle Korana Virüsüne karşı tedavi üretmeye çalışıyor. Allah başarmayı nasip eylesin!

            Bazen olunmaz, zaten öyle doğulur. Bilimin ve ilimin dini, cinsiyeti, ırkı yoktur. saygıyı hak eden tüm bilim adamı ve kadınlarını alkışlıyorum.

            Unutulmamalıdır ki şuanda verdiğimiz savaş cesaretin, saygının, tevazuunun sınandığı cömertliğin kazandığı 4 milyar yıllık dünyada insanlığın verdiği büyük bir savaştır. Bıraktığımız yerden devam edebilmek için sağlıkla kalın!

 

BİLİM KURULU KARARIDIR

SESİMİZLE SARILALIM

Emir geldi iktidardan
Uzak durun diyor yardan
Kaçış yoksa bu diyardan
Sesimizle sarılalım

Gezmeyelim market market
Pazar kurmuş bak internet
İcat edip bir marifet
Sesimizle sarılalım

Ha mutfakta ha odada
Kalmayalım bir arada
Üç dilekli bir adada
Sesimizle sarılalım

Bürünelim maskelere
Düşmeyelim keşkelere
Göz kapatıp sükselere
Sesimizle sarılalım

Düştüğümüz oda hapsi
Bir kaç aymış hepsi hepsi
Madem vuslat altın tepsi
Sesimizle sarılalım

Diyetleri bozmayalım
Teraziye kızmayalım
Bu aralar azmayalım
Sesimizle sarılalım

Yalnızlığa açıp kucak
Dolanırız köşe bucak
Bir selama içten sıcak
Sesimizle sarılalım

               Fikret YAVUZHAN

Negatif bir insan fırsatlardan zorluklar, pozitif bir insan ise zorluklardan fırsatlar yaratır.

                                                                                                                             Harry Truman

Yazı Tarihi : 11.04.2020