Hakan Türksoy
Canavar...

Yazılarımı sosyal medyada yayınlamamın bir nedeni var. Okumak için tıkladığınızda gazetenin internet sitesi açılıyor...

Sitedeki reklamları gördüğünüz gibi sitenin ziyaretçi sayısı artıyor. Televizyonların reytingi gibi düşünün. Bunu geçen gün yazımın sonunda yazmıştım.

Bugün "baştan söyleyeyim" misali yazımın başında yazdım.

Beni gazete dışında sosyal medyada da görmenizin tek nedeni bu. Fakat bu işler sadece yazmakla olmuyor.

İşin hakkını vermek gerekiyor. İşin hakkı derken gazeteci kardeşlerimin alın terini, göz nurlarını kastettim. Hem insan olarak hem de yaşım gereği onlara örnek olmak zorundayım.

Zaten bizim öncelikli işimiz doğruları yazıp toplumda farkındalık yaratmak. Keşke daha fazla detaya girebilseydim. Bunu bazen direk bazen ima yoluyla yapmak zorunda kaldığım için üzgünüm.

Detaya girdiğim zaman neler olacağını ben biliyorum. Üstatlardan biri "son cüret" adıyla kitap yazdı. Bende farkında olmadan "son düzlük" başlığıyla köşe yazdım.

Bizdeki "son" tekrar başlamak anlamına geldiği için bazı şeyler hiç bitmiyor.

Birçoğumuz Gülhane Parkı'nda ceviz ağacı olmadığımız için her şeyin farkında olsak ta ne yazık ki klavye başında klavye canavarı, direksiyon başında direksiyon canavarı, mikrofon başında mikrofon canavarı kesilenler var. Bir ara elimizi sallasak canavara değiyordu.

Fakat koronavirüs bazı canavarları kuzuya çevirdi. Geçenlerde yazdığım "film başlıyor" başlıklı yazımda bu kuzuları anlatmaya çalıştım.

Canavarken kuzu olup sonra tekrar canavar dönüşmek kolay değil. Aşık Veysel "koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa" demiş. Bizim canavarların kimle gezdiği belli değil.

Halbuki; eskiden tuttuğunu koparan, güçlü ve çalışkan gençlere "canavar gibi çocuk" derdik.

Fakat şimdi ne canavarın nede Kurt'un asaletinden eser kalmadı.

Yazı Tarihi : 10.12.2020