Cahide Ulaş
CEMRELER DÜŞMEYE BAŞLADI HER YIL OLDUĞU GİBİ BU YIL DA DİLEĞİMİZ CEMRE İNSANLIĞA SADECE İNSANLIĞA DÜŞMESİDİR

Cemre sözlükte, “yanmış kömür parçası, kor.” olarak geçer. Arapça kökenli bir kelime olan cemrenin sözlük anlamı kor yani ateştir.
               Halk arasında ise sıcaklığın artması olarak bilinir. 7 gün arayla düşen cemreler sayesinde hava, su ve toprak ısınır.
               Cemre düşmesiyle birlikte Hıdırellez ve nevruz kutlamaları başlamaktadır.
               Divan edebiyatımızda, “cemreviye…” şiirleri yer alır!
               Bizim geleneksel halk takviminde yıl, ”Kasım günleri” ve ”Hızır günleri” olarak kış ve yaz diye ikiye bölünüyor. Kasım günleri, Miladi Takvime göre 8 Kasım’da başlıyor ve 179 gün sonra 5 Mayıs’ta sona eriyor.
               Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlıyor ve 7 Kasım’a kadar 186 gün sürüyor.

               Cemrelerin düşmesi, Kasım günlerinden Hızır günlerine, kıştan bahara geçişin sembolleri olarak ifade edilir.
               Cemre ateş ve kor anlamlarında kullanılan eski bir tabirdir. Sıcaklık artışlarını anlatmak için kullanılır. İlk cemre havaya düşer. 7 gün sonra suya ondan 7 gün sonrada toprağa düşer.
               Birinci Cemre, (19-20 Şubat) tarihinde Havaya, İkinci Cemre, (26-27 Şubat) tarihinde Suya, Üçüncü Cemre, (5-6 Mart) tarihinde toprağa
               Mevlana diyor ki;,“Aşk-ı zikretmek için; söz dudağa gelmeden önce, cemre gibi yüreğe düşmelidir.”
               Cemreler, insanlığa düşsün sadece, İNSANLIĞA…
               Cemreleri, Anadolu’da sevgi bağıyla örneklendirirler. “Havaya düştüğünde umut, Suya düştüğünde gurbet, Toprağa düştüğünde özem…”
               Adnan Yücel bir şiirinde şöyle diyor;
              “Ellerimde kış, saçlarımda kar, cemre olup düşer misin toprağıma.”
               Yağmur Şairimiz Nurullah Genç,
             “Cemre olmalıydın aşk aşiyanımda benim,
               Düşmeliydin suyuna, toprağına ömrümün,
               Neden ötemde çoksun, böyle azsın yanımda.”
               Koray Avcı, aşk ile ilişkilendirir cemreyi,
             “Aşkında üç tane cemresi vardır. Önce göze sonra gönle en son ruha düşer. Gönle düşerse aşk olur. Ruha düşerse vazgeçilmezin olur.”

              Cemre bu sefer insanlığa düşsün! Ne toprağa ne suya, ne de havaya… Sadece İNSANLIĞA..

            “Cemre” kalplere düşse; ısınsa gönüller, hayat bulsa, savaşlar olmasa, masumlar ölmese…

              Keşke cemreler yüreklere düşse… Birincisi; sevgi getirse insanlığa, ikincisi; sevgiyi katsa hayata, üçüncüsü; sevgi yeşerse tüm dünyada… Samimiyet, dostluk, birlik, beraberlik, daim olsa…

 

              TEKİRDAĞ ŞİİR İKİNDİLERİ GRUBU’NUN  ŞUBAT AYI TOPLANTISI

              GENİŞ BİR KATILIM İLE  YİNE MUHTEŞEM OLDU

              15 Şubat Cumartesi Günü Namık Kemal Evi’nde gerçekleştirdiğimiz toplantıya katılım epeyce fazlaydı.  Birçok üyemizin çeşitli nedenlerle katılamadığı toplantımızda yeni katılımcılarımız vardı ve çok mutlu olduk!

             Konularımız: 2 Şubat 1915 Atatürk’ün Tekirdağ’a gelişi 19. Fırka Hazırlığı ve Çanakkale Savaşlarına hazırlık ve Sevgililer Günü’ydü..

             Grubumuzun Başkan Yardımcısı Ali İhsan Şeniz’in organizasyonu ile gerçekleşen toplantımızın sunuculuğunu Ali İhsan Şeniz ile Latife Dümbelek yaptı.

             Açış konuşmasını benim yaptığım toplantıda araştırmacı-yazar Sezai Gençöz Atatürk’ün Tekirdağ’a gelişini ve 19. Fırka kuruluşunu anlattı.

            Edebiyat Doktoru Dr. Fikret Yıkılmaz sevgi ve Yunus Emre’yi anlattı, şiirler okudu. Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Başkanı Hüseyin Bayol Sevgililer Günü’nün tarihçesini anlattı.

            Aramızda küçük şairlerimiz de vardı. Cumhuriyet I.Ö.O. Öğrencisi Berat Taha Durgut ve Süleymanpaşa I.Ö.O. Öğrencisi Afra Zehre Güller’in ikişer şiiri okudular ve Zehre gitarıyla bir şarkılar çaldı.

            Atatürk Gönüllüleri Kütüphanesi için çalışmalar yapan Şerif Dursun; yaptıkları çalışmaları anlattı ve birlikte de güzel çalışmalar yapabileceğimizi belirtti.

            Ankara’dan Meral Güngör tüm samimiyeti, sıcaklığı ve sevgisi ile aramızdaydı. Çölyak Derneği Başkanı Bahar Ayşegül Gülcü de aramızdaydı ve dernek ile ilgili çalışmalarını anlattı..

            Grubumuzun basın danışmanı ve şair Murat Ürtekin şiirler okudu ve hep birlikte daha iyi, daha güzel, daha anlamlı çalışmalar yapabilmemiz için fikir alış-verişinde bulundu. Toplantımızın fotoğraflarını çekerek ve toplantımızı yazarak paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

            Uğur Aslan sazıyla, Adil Keskin de sesiyle bizlere muhteşem eserler sundular.

            Aramıza ilk defa katılan çok değerli konuklarımız da vardı ve katılımlarından çok mutlu olduk.

            Her zaman aramızda olan; udu ve sesiyle bizlere güzel şarkılar sunan Eğitimci- Udi- Bestekar Fehmi Altunay rahatsızlığı nedeniyle aramızda olamadı. Kendisine geçmiş olsun diyor şifalar diliyoruz..

            Büyük emeklerle toplantımızın organizasyonunu ve sunuculuğunu yapan Tekirdağ Şiir İkindileri Grubu Başkan Yardımcısı Ali İhsan Şeniz’e çok teşekkür ediyorum!

           Bu toplantımızda yine sunuculuğu üstlenen çok değerli üyemiz Şair Latife Dümbelek’e çok teşekkür ediyorum.

           Edebiyatçı, yazar, araştırmacı, şair, müzisyen ve sanatsever dostlarımıza katkıları ve katılımları için çok teşekkür ediyorum!

           Tekirdağ Şiir İkindileri Grubu olarak bizler; dostluğu, sevgiyi, kültürü, sanatı paylaşıyoruz ve paylaşarak çoğalıyoruz.

           14 Mart’ta Namık Kemal Evi’nde saat 14.00’te yapılacak Tekirdağ Şiir İkindileri Grubu Toplantısına bütün sanatçıları, sanatseverleri ve bütün gönül dostlarını bekliyoruz..

 

            BARIŞ MANÇO VE “YAZ DOSTUM” ŞARKISININ HİKAYESİ

 

            Yaz Dostum” ile bütünleşmiş büyük usta Barış Manço’nun en büyük eserlerinden biri Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısının hikayesi de bir hayli şarkı kadar güzel.

             Yıl 1800’lü yıllar… Mehmet Ağa köyün ağasıdır, diğer bir anlamda köyün babasıdır.

            Genel olarak köy ağaları gerek Türk filmlerinden mütevellit kötü olarak anımsarız, bunların aksine Mehmet Ağa çok naif bir insandır.

            Mehmet Ağa şehirdeki tüm esnaf tarafından tanınır. İhtiyaç sahipleri ise yaptıkları alış-verişlerde hesabı Mehmet Ağa’ya yazdırırmış.

            Ayın belli günlerinde ise şehre inen Mehmet Ağa tüm esnaflara uğrar ve borçlarını ödermiş. Hatta yeni evlenen gençlere hediye olarak toprak ve yer verirmiş.

            Bütün bunları karşılıksız yapan Mehmet Ağa beş parasız ve fakir olarak ölmüş...

            İşte bu hikayeyi 1971’de Kıbrıs’a gittiğinde duyan ve araştıran Barış Manço daha sonra unutulmaz bu eseri ortaya çıkarır.

             Barış Manço 1982 yılında da Mehmet Ağa’nın mezarını bulup mezar taşı yaptırır. İşte bu unutulmaz eserin hikayesi de böyledir.

            Güzel insanlar güzel atlara binip gittiler...Rahmetle ve saygıyla anıyoruz......

 

             PARANIZ DÜŞTÜ BEYEFENDİ

 

             Sinema tarihinin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin anlatıyor:

             Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Bilet sırasında uzun bir kuyruk vardı ve önümüzde anne-baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı.

             Fakirlik hallerinden belliydi, elbiseleri eski ama temizdi. Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyordu.

             Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kulağına bir şeyler fısıldadı.

             Mahcubiyet yüzünden kolayca okunuyordu.

             Birden babam cebinden 20 Dolar çıkardı ve yere attı. Sonra da eğilip yerden aldı ve adamın omzuna dokunarak şöyle dedi;
           “Paranız düştü beyefendi..”

            Adam babama baktı ve gözleri dolarak; “Teşekkür ederim efendim.” dedi.

            Onlar içeri girdikten sonra babam beni elimden çekti ve kuyruktan çıktı. Çünkü babamın adama verdiği 20 Dolardan başka parası yoktu.

            O günden beri babamla gurur duyuyorum. O iki dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha özeldi.

 

        Cemre

Önce havaya, suya, sonra düşer toprağa
Üçüncü cemre ile, ilkbahar müjdelenir
Güneşin çocukları, can verirler yaprağa
Çetin kışın ardından, yürekler tazelenir

Cemresiz yüreklere, azgın kara kış derler
Ateşiyle yananlar, deli gibi severler
Baharı tatmayanlar kıskanır ah ederler
Çetin kışın ardından, yürekler tazelenir

Kuru ağaç canlanır, beyaz açar çiçekler
Bir günlük mutlulukla, uçuşur kelebekler
Coşan tabiat ile, mavileşir dilekler
Çetin kışın ardından, yürekler tazelenir

Kuşların cıvıltısı, hayalleri kurdurur
Maziden kurtulurken, geleceği sordurur
Güzden kalan damlalar, pınarları doldurur
Çetin kışın ardından, yürekler tazelenir

İnsanın ruhundadır, beklenen bu cemreler
Her cemre düşüşünde, coşuverir emreler
Yazdığından tat alır, gönül veren zümreler
Çetin kışın ardından, yürekler tazelenir...

                     Mehmet Fikret Ünalan

Ey benim güzel Allah'ım
Şu buz tutmuş yüreklere de
Bir cemre düşür
Düşür ki
Memleket, bir bahara can çekişiyor...

                                        Bedirhan Gökçe

Yazı Tarihi : 28.02.2020