Cahide Ulaş
CORONA VİRÜS İLE EVLERİMİZE KAPANDIK TEK TEK AMA HEP BİRLİKTE TEDBİR ALARAK KENDİMİZİ VE ÇEVREMİZİ KORUYALIM UYARILARI GÖZ ARDI ETMEYELİM VE EVDE KALALIM

Minicik bir virüs bize toplum bilincinin önemini ve sosyal duyarlılığı yeniden hatırlattı.
Hepimiz toplumu bilgilendirme ve elimizden geldiğince diğerleri için bir şeyler yapmaya gayret eder
olduk.
Büyük şeylerin, küçük şeylerin birleşmesiyle olduğunu hatırlayıp birbirimize yardımcı olmaya
koyulduk.
Toplum bilincinin öne çıktığı durumlar (maalesef ki) toplumun en çok zarar gördüğü
durumlardır. Savaş gibi, kuraklık gibi, salgın hastalıklar gibi felaketler hepimizin "aynı gemide"
olduğunu bize hatırlatır. Durum biraz iyileşince her şeyi unutur kendi bencil dünyalarımıza geri
döneriz.
Gönül istiyor ki; her durumda bu toplum bilinci yerleşsin. Kendimizi ve birbirimizi
koruyalım, kollayalım, gözetelim ve toplum olarak direncimizi yükseltelim.
Kutuplaşmayalım, ayrışmayalım, birbirimizi sevelim, sayalım, dürüst olalım, iyiye-iyi kötüye-
kötü demekten imtina etmeyelim. Kötü olanları düzeltmenin, eksik olanları tamamlamanın bir
yolunu "birlikte" bulalım.
Toplumu zorlayan felaketler bile her zaman (toplum bilincini kaybetmemeleri halinde) çok
büyük bir felakete dönüşmez. Çünkü bilinçli bir toplum, kaybettiğini geri kazanabilir. Ancak,
toplum olma bilinci gitmişse, o toplumdan geriye ancak bir insanlık harabesi kalır. Umarım Korona
virüs bize bu "Toplum Bilinci"ni tekrar kazandırır.
Korona virüs (COVID-19) dünyayı kasıp kavururken Büyük bir odada, tüm türlerle birlikte
kapalı olduğumuzu,aynı atmosferin altında nefes alıp terlediğimizi, ince ve karmaşık bir denge
üzerinde hep birlikte oturduğumuzu bu sefer virüs imtihanıyla kavrıyoruz. Yine unutacağız belki.
Ama unutmayanlarımız mutlaka olacak.
Şimdi anladık mı? Adına Dünya dediğimiz büyükçe bir odada dip dibe olduğumuzu? Şimdi
anladık mı? Ben ya da benim gibiler iyi olsun, ötekilerin önemi yok, demenin mümkün olmadığını?
Hepimiz iyi olmadan her birimizin iyi olamayacağını.
Sağlıklı koşullarda seyahat edemeyen, temiz suya, temiz ve yeterli gıdaya ulaşamayan
göçmenlerin, iyi beslenemeyen yoksulların hemen yanımızda oturduğunu.
Doğru düzgün bir sağlık sistemi inşa etmeyen ülke yönetimlerinin her birimiz için tehdit
olduğunu. Dünya üzerinde olup da bize dokunmayan yılan olmadığını..
“Benim yakınlarım iyi olsun” demenin tek mantıklı yolunun “herkes iyi olsun” dan geçtiğini.
Birimizin iyiliğinin ancak hepimizin iyiliğiyle mümkün olduğunu..
İçme suyu sağlıklı değilse, bir yerdeki sağlık sistemi iyi işlemiyorsa, bir yerdeki insanlar
bilimsel yaklaşımdan uzak bırakılıyorsa bunun hepimizi ilgilendirdiğini.
Ortak iyiyi örgütlemek zorunda olduğumuzu.. Kendimizi kurtarmak gibi bir seçeneğin
olmadığını.. Dünya'nın içindeki tüm varlıklarla birlikte bir bütün olduğunu kavrayamazsak, bu
virüsten yırtsak bile, iki virüs sonra dünyadan silinebileceğimizi anladık mı?
Toplumsal dediğimiz her şeyin nasıl bir dengede olduğunu. Her bir birey, her bir ülke, her bir
tür ve tüm dünya dediğimiz şeylerin pek de öyle büyükten küçüğe kolayca sıralayabileceğimiz şeyler
olmadığını; büyük oranda kurgusal olduklarını, aslında her zaman iç içe geçtiklerini.
Toplumsal sorumlulukla bireysel sorumluluğun, toplumsal çıkarla bireysel çıkarın nasıl bir
olduğunu anladık mı?..
Dünya'da virüsten korunacak kaynaklara ulaşamayan tek bir kişi bile varsa bunun hepimiz
için tehdit olduğunu, her birimizin her birimizden ve her birimize karşı sorumlu olduğunu anladık.
Çocuğumuzu okutan öğretmen, toplu taşıma araçlarını kullanan şoför, markette rafları
düzelten görevli, konser salonunu işleten girişimci, gıda üreticisi, laboratuarda çalışan bilim insanı,
tavuklar, maymunlar..

Hepsi, hepsi! Her birimiz! “Ya hep beraber ya hiç birimiz.”
NASIL ALLAK BULLAK OLDUK BÖYLE?
Nasıl allak bullak olduk böyle? Birden her şey anlamını yitirdi… Birden doğrular yanlış,
yanlışlar doğru oldu. İnsanlığa bir virüs musallat oldu ki, istediğin kadar kaç… Ensende hep.
Eşe dosta sarılamaz, elimizi uzatamaz olduk. Ne hale geldik? Kendi elini, kendi yüzüne
süremiyorsun. Yapılan planlar, kurulan hayaller uçtu gitti avucumuzdan.
Olması imkansız işler oldu, iki ay önce anlatsalar inanmazdın. Havadaki bütün uçaklar kuş
gibi yere indi… Oteller kapandı, en büyük Turizm fuarı hastaneye çevrildi, maçlar iptal edildi,
birkaç insanın bir arada olacağı her şeye kısıtlama geldi.
Otobüste sarılarak tutunduğun direğe, evdeki kapıların kollarına düşman gibi bakıyorsun
şimdi. Okullar kapandı… Trenler durdu, yollar boşaldı. Petrol sudan değersiz oldu. Kabe kapandı,
Kabe… Kimin gücü yeterdi buna… Toplantılar, organizasyonlar, fuarlar, düğünler, kutlamalar
toptan iptal oldu. Ölsen cenazene gelecek insan bulamazsın…
Bir ay önce Çinli görsek yolu değiştiriyorduk, şimdi Avrupalı… ‘Turist rekorları kıracağız,
pazarları artıralım’ derken, turist gelmesin diye bütün uçuşları durdurduk…
Her şey yalan oldu…. Akşam çıkardığın kıyafetin bile düşmanın gibi. Babanın elini öperken
düşünüyorsun… Yeni dostların var artık: sabun, su ve yalnızlık!….
Dini, dili, ırkı, memleketi fark etmiyor, ilk defa aynı gemide, süratle bir bilinmeze doğru
gidiyoruz… Yaşarsak göreceğiz.
Küçücük bir virüs dünya adını verdiğimiz büyükçe bir odada dip dibe olduğumuzu gösterdi
bize. "Ben" demenin ne kadar aptalca bir şey olduğunu da..
Hepimiz iyi olmadan, her birimizin iyi olmayacağını da öğrendik.. Sabredeceğiz,
tedbirlerimizi alıp korunacağız, korunacağız ve inşallah hepimiz iyi olacağız!.
TEHLİKA SAÇAN YAŞLILAR DEĞİLDİR TEHLİKE ALTINDA OLAN ONLARDIR
YAŞLILAR TOPLUMUN BEREKETİDİR ONLARI KORUYALIM
Corona virüsü ile ilk kırımın olacağı söylenen 60-80 yaşında olan nesil...
KİMDİR BUNLAR?
1940 ile 1960 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 60, en delikanlısı 80 yaşında
HALA 18’LİK İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?
Okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…
Bazılarının ise hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış…
Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…
Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
Harp görmüş, darp görmüş…
Baskı, çatışma, görmüş…
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…
En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…
Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş…
Vurmuş, vurulmuş… Dövmüş, dövülmüş…
68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası
mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…
1940 ve 1960 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, kardeşlik ve paylaşma duygusu
zirve yapmış…
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
Bir çoğu okurken çalışarak okul harçlığını çıkarmıştır…
NEDEN BU NESİL ÖZEL BİLİYOR MUSUNU?

Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet, dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti… Hayat bu nesli
sınadı, öğüttü ama tüketemedi… Bu çarktan kurtula bilen şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı
davranmayı yaşamayı, hayatta kalmayı bildi…
Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, yoldaşlığı, arkadaşlığı, son lokmayı
paylaşmayı, sadakati be vefayı bildi… Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir… Bir o kadar da merttir, hoş
görülü ve merhametlidir…
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük
servetidir… Yani bu 1940 ve 1960 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik antika
nesildir…
Onun için 1940 ile 1960 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı,
teyze, hala, yenge, dede, anneanne, babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir… Oturun onlarla konuşun, dinleyin
onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız… Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri
iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…
Tehlike saçıyor diye onlardan kaçmak yerine, esas tehlikede olanların onlar olduğunu
bilerek; saygı, sevgi ve hoşgörü ile değerlerini bildiğimizi göstererek onları korumamız gerek.
BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR
Düşünceler farklı da olsa birlik olalım.
Aklımız eşliğinde doğru yolu bulalım.
Tartışmalar kavgayı hatırlatmasın bize.
Kin ve nefret olarak dönmesin evham size.
Güzellikler sıralı verilmiş insanlara.
Teşekkür etmeliyiz verilen ihsanlara.
Düşmanlık usulüyle hasatlar yok olmasın.
Gül benizli gençlerin umutları solmasın.
Paylaşımdır insanı insan yapan özellik.
Sabır ile bulunur her olayda güzellik.
Adalet incitmez ki basiretli insanı.
Hakkı gözet ki dursun ezilenin isyanı.
Beklenilen gün yakın kötülük son bulacak.
İnsanların ruhuna sonsuz huzur dolacak.
Birleşen ellerimiz bize dünya olacak.
Kötülükler kararıp birer birer solacak.
Kederler sevinçlere dönüşür sevgi ile.
Beceriler tavana vurur hep övgü ile.
Dileyeceksen Hak’tan barış ve huzur dile.
Dostluk gözlere ışık artık bitmeli çile.
Emine Balı Oğuz
"Bir milletin "yaşlı" vatandaşlarına ve "emeklilerine" karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin
en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi
duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur."
Mustafa Kemal Atatürk

Yazı Tarihi : 28.03.2020