Cahide Ulaş
DEĞERLERİMİZİ BİR BİR YİTİRDİĞİMİZ ZAMANIMIZDA EN BÜYÜK MİRAS BÜYÜKLERİMİZDEN ÖĞRENDİKLERİMİZDİR

Eskilere özlemi anlatırım zaman zaman ve o zamanlarda yaşadıklarımızın bu günlere ışık tutması gerektiğini söylerim.
         O zamanlarda çok fazla eşyamız yoktu. Giysilerimiz de; bayramlık bir tane ve günlük birkaç taneydi.
         Şimdi evlerimiz eşyalarla ve dolaplarımız giysilerle dolu ve hala doyumsuzuz, hala bir şeyler almaya çalışıyoruz.
         Büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı. Büyüklerle birlikte olabilmek için her fırsat değerlendirilir, büyük bayram sofraları kurulur sevgi dolu neşeli saatler geçirilirdi. Tatile de gidilirdi belki ama önce büyüklerin gönlü alınırdı. Gözleri kapıda, kulakları telefonun ve kapının zilinde bırakılmazdı.
         Şimdi sadece bir telefon ile kutlanıyor önemli günler. Çünkü onların artık çok işleri var!..
         Haram helal bilir kimsenin malında gözümüz olmazdı. Şimdi hırsızlık adeta meslek olmuş, önüne geçilemiyor ve cezası da çok az..
       Herkes çalışır, helal para kazanırdı. Şimdi; çalışmadan kazanmak ve başkasının malına göz dikmek sanki normal gibi..
       Eskiden bir cinayet haberiyle bütün ülke sarsılırdı! Şimdi kadına, çocuğa ve herkese şiddet, taciz ve öldürme haberleri gündemin başköşesinde ve sanki normalmiş gibi izliyoruz.
       Büyük savaşlarda kaybettiklerimize yanar; şehitlere, gazilere dua ederdik. Şimdi terör belası var ve her gün şehit haberleri ile sarsılıyoruz!
       Bunları daha sıralayabilirim..
       Biz birçok değeri büyüklerimizden öğrendik ve çocuklarımıza da öğretmeye çalıştık.
       Peki, bunca acımazsızlığı, kötülüğü yapanları hangi ana baba yetiştirdi?
       Şimdi Ahmet Şerif İzgören’in anılarından aktardığı yaşadığı bir olayı mutlaka okumanızı isteyeceğim.
       Mutlaka okuyun ve bir babanın-annenin öğretilerinin, çocukların yaşamına etkilerini ibretle görün!
     “Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.
    – Üstü kalsın kardeşim” dedim.
       Döndü bana doğru:
    – Vaktin var mı ağabey ?” dedi.
    – Evet” dedim (tek ayağım hala dışarıda)
       Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.
    – Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?”
  – “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”
    – Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.”
       Döndü bana, attı kolunu arkaya:
  – “Vaktin var mı ağabey?”
  – “Var.”
    – Çek kapıyı o zaman.”
       5 dakika konuştuk. İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:
  – “Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.”
     “Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize” Durun kalkmayın” derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”
    “Aha” dedim, “Bizim meslekten”, seminerci.
 – “Ne anlatırdı baban ?”
    – “Hayatta nasıl başarılı olunur ?”
      ” O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.”
     – Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik.
        Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi.
        Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı.
        Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık.
        O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire.
        Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”
   – “Ne bıraktı?”
   – “Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.” Falan filan…
      “Ağabey, aradan 15 yıl geçti…”
      “Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.”
      “Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.”
      “Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
   – “Asıl mirası bizim baba bırakmış.”
      “Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.”
        Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim:
   – “Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”
     – Nedir bomban ?”
     – Nerede oturuyoruz biliyor musun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.”
         Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.”
          EĞİTİMCİ YAZAR ŞAİR VE ARKADAŞIM CANAN EREREN’İN
          ÖĞRENDİKLERİNE BAKALIM
          BİZLER DE BUNLARI ÖĞRENDİK Mİ ACABA?
          Hayattan az konuşmanın sessiz düşünmenin ve yazmanın önemini öğrendim,
          İnsanların (pek çoğunun)kendilerini mükemmel zannettiklerini öğrendim,
          Mazhar Fuat Özkan (MFÖ) – “Peki Peki Anladık” şarkı sözünün bu günlere çok uyduğunu,
         Abartının toplumda ön planda olduğunu,
         İnsanların ön plana çıkmak için hayatlarını reklam aracı yaptıklarını,
         Acılarımı içime saklamayı ve dik durmayı, durmanın önemini öğrendim,
         Konuşurken seçici olmayı, insanların sizin ilk sözünüzde kaldıklarını,
         Ve eski saygının çok azaldığını öğrendim,
         Aşkların saygısını yitirdiğini, asaletin çok ender rastlandığını,
         Sizi üzen insanları affedince hatalarını anlamadığını anladım,
         Her insanla anladığı dilde konuşmayı öğrendim(tatbik edemesem de)
         Çok kalabalığın anlamsızlığını öğrendim,
         Başkalarının sözlerine inanmayanların yalancı olduklarını gördüm ve kişi kendisini nasıl bilirse karşısındakinin de öyle görür sözünün doğruluğunu anladım,
         Beklentisiz emek ve sevginin huzurunu öğrendim,
         Zamanında uzaklaşmayı döndüğümde her şeyin aynı olduğunu gördüm,
         Uğraşmanın didinmenin boş olduğunu her şeyin olacağına vardığını öğrendim,
         Kalp kıran insanların birebir şahitsiz saygısızlıklarını ve ikinci yüzlerini başkalarına gösterdiklerinde şaşırmayı hatta artık şaşırmamayı öğrendim,
         Ve mutluluğun hiçbir şeyin üzerinde fazla durulmamasıyla mümkün olduğunu öğrendim,
         Duanın, doğanın, kitap okumanın, düzenli uyku ve beslenmenin, seyahat etmenin insan hayatındaki önemini öğrendim,
          Düşünmeden adım atmamayı, kin tutmamayı fakat unutmamayı öğrendim,
          İltifatlarıyla göklere çıkaran insanların en çok kendilerinin iltifata ihtiyacı olduğunu bulamayınca yerle bir ettiklerini,
Ve bilmeden duymadan insan koruyanları gördüm,
          Biliyorum hiçbir şey değişmeyecek, ben de susmayı öğrendim. Canan Ereren”
          Güzeldik biz eskiden, çok eskiden.
          Yürekler iç içeyken...
          Bir lokma ekmeği bölüşürken...
          Acıyı, mutluluğu paylaşırken...
          Komşularımızın yanından selamsız sabahsız geçmezken...
          Yardımlaşmanın ne demek olduğunun bilincindeyken...
          Menfaatsiz, çıkarsız sevgiyi yürekten verirken...
          Sevmek, sevilmek ayaklar altına alınmamışken...
          Güzeldik biz eskiden, ama çok eskiden...!
_______________________________________________________________________________________
BİTMEZ
Bitmez bizim sevdamız
Bitmez ekmek kavgamız
Bitmez umutlarımız
Biz bitti demeden
Gündoğumudan önce bitmez
Ay ışığının gölgesinde saplanmış kılıçların ışıltısında yazılmadan kutsal metinler
Siyah gökyüzünü yarıp güneş çıkmadan ve öfkeden ruhum erimeden bitmez
 Orman üzümlerinin dikenlerinden ellerim kanayana dek
Çıplaklığın gölgesinde seni hissedene dek
Gökten düşen kanatların bütün kötülükleri yok edene dek
Balıklar yakamozda yorgun düşüne dek bitmez bu kavga
Ateş kuşları uçmadan güneşe
Ağlar çekilmeden denizden bitmez
Dağlardaki kantaron çiçekleri solmadan
Sol koluma merhem olmadan ölmez otu
Son kuş uçmadan gökyüzünden
Son geyik yok olmadan bu ormandan
bitmez
Karanlık geceyi yarıp şafağın tanıklığını yapana dek bitmez bu sevda
Yapılan bütün kötülüklerin hesabı sorulana dek
bitmez bu kavga
Bitmez umutlarımız asla
Biz bitti demeden
                 Güventürk Kalaslıoğlu
____________________________________________________________________________________________________________________

Dünyanın gösterişli halleri, yapmacık çıkarcı insanları çekmiyor dikkatimi. Bana bir parça; yüreği güzel, samimi insan lâzım."
                                                                                                                                               Maksim Gorki
_______________________________________________________________________________________

Yazı Tarihi : 11.09.2020