Cahide Ulaş
DUYGULARA YATIRIM YAPALIM SEVGİLERİMİZ DOLDURSUN GÖNÜL KUMBARAMIZI VE BİZLERE SUNULAN YAŞAM EN İYİ ŞEKİLDE DEĞERLENSİN

Zirveleri tanımıyoruz. Belki de hiç tanımayacağız. Çünkü içimizdeki sesi, içimizdeki çileyi, içimizdeki gözyaşını, içimizdeki ışığı, içimizdeki sevgiyi ve içimizdeki ruhu tanımıyoruz.

        Bir arkadaşımıza, bir dostumuza ihanet etmemek için elimizden geleni yaparken, nedense kendimize ihanet etmekte bir sakınca görmüyoruz.

        O kadar susadık ki sevgiye, şefkate, yaşamaya…

        Kalbimizin bize ne demek istediğini bir türlü anlamıyoruz. Kafamızdaki düşünce dünyasını anlamıyoruz. Vücudumuzu dahi anlamıyoruz.

        Kendi vücudumuz dahi bize bazen yabancı geliyor. Sonuç dolu bir mide, ama aç bir ruh. Dolu bir mide ise yapayalnız şehirlerde bizleri yalnız olmaktan kurtarmıyor. Ruh aç olduktan sonra insan, kendisini bile terk edip gitmek istiyor.

         Ruhu doyuracak olan ise bilgi, yaşamak için bir amaç, dolu dolu bir kalp. Bunların hangisi bizde var? Hiçbiri. Ve kendimizle konuştuğumuz dil, insanlarla konuştuğumuz dilden farklı olmadıkça bunların hiçbiri bizde olmayacak..

         Sırf çevremizle uyumlu olmak için kendimizden vazgeçtikçe de bunların hiçbiri bizde olmayacak.

         Yaşamlarımızda zirveye çıkmak istiyorsak evvela kendimizi, yani şahsiyetimizi bulacağız. Bunun içinde öncelikle kendimiz için, kendi yaşam davamız için yaşayacağız.

         Kendi davamızın insanı olmadıkça, kendimizi tanımadıkça ne kendimize bir faydamız olur, ne de uğruna yaşadığımız başkalarına.

         Tüm yaşam enerjimizi gittikçe derinleşen acılarla baş etmeye harcarız ki katran gibi karanlık gecelerde ıstırap çeke çeke ve hayallerimize yelken açamadan gözü açık gideriz şu dünyadan.

         Yaşamlarımızda geride bıraktığımız koskoca seneler var. Bu koskoca senelerde en büyük korkularımız parasız ve işsiz kalmak oldu.

         Dostsuz kalmaktan ise hiç korkmadık. Daha çok çalışarak, daha fazla para kazanarak mutlu olacağımızı düşünürken, soğuk bir odada üşüyen çocuk gibi ruhumuzun üşüdüğünü fark etmedik.

         Bunun bedelini kaybolan ve yaralı yıllarla ödedik.

         Onca çırpınışlarımız ve mücadelemiz ancak bir yaşamcık edebildi.

         Bizlerin aynası olan dostu, bir arabanın beşinci yani stepne tekerleği olarak gördüğümüz için değil; koskoca bir yaşamı, bizlere sunulan değerlere, sevgilerimize, sevdiklerimize, sevildiklerimize ve içimizi açıp gönül kumbaramızı doldurduğumuz dostluklara sahip çıkarak yaşamaktır önemli olan.

 

         ASIL ZENGİNLİK GÖNÜL BİRİKTİRMEKTİR

         KALP KIRMAK İSE YOKSULLUĞUMUZDUR

 

         Çocukken birçoğumuzun olduğu gibi benim de kumbaram vardı. Tasarruf etmeyi öğrenmem için verilmişti. Harçlıklarımı biriktirirdim.

         Bir gün ihtiyacım olduğunda orada paranın olması hoşuma giderdi. Benim için o parayla satın alabileceklerimden çok biriktirmek keyifli gelirdi.

         Bazen güven, bazen başarı, bazen hedef, bazen sahip olma, anlamına gelirdi o kumbara.

         En keyifli anlardan biri kumbaraya para atma anıydı. Milli bayramlarda çelenk konma ritüeli bir özeldi.
       “İhtiyacım olduğunda kullanırım.” Birikim yapmanın arkasındaki temel düşünce bu sanırım.
         Küçüklükte kullandığımız kumbara ve birikim yapma bakış açısı ne oldu da ortadan kalktı.

         Bankaya para koymaktan, dolar ya da altın almaktan bahsetmiyoruz. Burada bahsettiğimiz düşüncelere, duygulara yatırım yapmak.

         Birçok kişinin duygu kumbarası o neredeyse boş. Hal böyle olunca, iyi hissetmek için sürekli bir çaba içinde oluyor.

         Düşünmek; insanı birçok canlıdan ayıran bir özellikken, kontrolsüz düşünceler ile kendini kaygılı ve endişeli bir zihinde buluyor.

         Sakinliğin, halinden memnuniyeti yaratacak tavırların ve düşünce sistematiğinin kumbarası bomboş.

         Hal böyle olunca insan ters yöne giden yürüyen merdivende yürür gibi bir hayatın içinde; sürekli çaba gösteriyor, ama ilerleme yok.

         İlerleyemediği gibi bir de yorgunluktan yavaşlıyor ve gerilemeye başlıyor. Bu halin içinde olan kişi tek bildiği çabalama olduğu için kendini tüketircesine buna devam ediyor.

         Gösterdiğiniz çabanın yönüne ve kumbaranızı doldurmaya özen göstermek gerekiyor.

 

          BEKLENTİSİZ DÜZEYLİ VE İLKELİ ARKADAŞLIKLAR KURULMALI

 

          Düşünsel ve ahlaki düşüş dönemlerinde insanlar olabildiğince çok arkadaş, dost edinme peşinde olurlar. Bunun nedeni genellikle kendilerinden, kendi içsel boşluklarından bir tür kaçıştır.

          Kendilerinden kaçan insanların arkadaşlık, dostluk hatta sevgili ilişkileri de, kendi içlerindeki boşlukla doğru orantılı olarak karşılıklı beklentilere dayanır.

          Beklentilere dayalı ilişkilerin bir süre sonra yürümemesi ve çatışmalara dönüşmesi, uzun sürenlerin ise yetinme ve katlanmalarla devam etmesi kaçınılmazdır.

           Sonuç, büyük hayal kırıklıkları ve daha büyük içsel boşluktur.
           Bu kısır döngünün dışında olabilmek, nitelikli ve tercih edilir yalnızlıkla birlikte beklentisiz, düzeyli ve ilkeli arkadaşlık ve dostluk ilişkileriyle mümkündür.
           Kimi sosyo-psikolojik araştırmalara göre, beklentisiz de olsa, arkadaşlıkları sürdürebilmenin asgari koşulları şöyle belirlenmiş:
         -Aynı dil, hatta aynı lehçeyi konuşmak.
         -Benzer ekonomik ve sosyal çevrelerde büyümek.
         -Eğitim düzeyi ve iş deneyimlerinin birbirine benzemesi.
         -Aynı hobi ve merakları paylaşmak..
         -Ahlaki, dini ve siyasi sorunlarda aynı fikirde olmak..
         -Espri anlayışlarının birbirine yakın olması.
         -Aynı tür müzikten hoşlanmak gibi..

 

          KISSADAN HİSSE


         Lübnan'ın en zengin insanı Eymen Bistani, Beyrut’u en iyi noktadan gören hakim bir tepede kendisine görkemli bir mezar yaptı, oraya gömülmeyi vasiyet etti.
        İlahi kader farklı tecelli etti, özel uçağı denize düştü. Milyonlara mal olan aramalar sonunda uçağı bulundu ama cesedine ulaşılamadı...
       Lord Teshlid İngiltere'nin en zengin insanlarındandı, zaman zaman devlete bile borç veriyordu.
       Malikanesinde oldukça büyük ve korunaklı bir odayı servet kasası olarak kullanıyordu.
       Bir gün hazinesine girdi ve yanlışlıkla kapıyı üstüne kapattı.
       Oda çok özel inşa edildiği için, ne kadar bağırıp çağırdıysa, yardım istediyse de sesini kimseye duyuramadı.
       Zaman zaman eve gelmediği için, evdekiler arama ihtiyacı hissetmedi.
       Günler sonra cesedi bulunan Lord, bir şekilde parmağını kesmiş ve kanıyla şu cümleyi yazmıştı:
     "Dünyanın en zengin insanı, açlıktan ve susuzluktan ölüyor!"..

 

       KAPININ ARDI GURBET

 

       Ne zamanki insanoğlu ev üstüne kat kat  evler yaptı, işte o vakit bozuldu dengeler.
       Evler yükseldikçe kibir de yükseldi.
       Kapılar yakınlaştıkça insanlar uzaklaştı.
       Uzansan ziline dokunacağın komşular uzaktaki bir dostun kadar dokunamıyor artık yüreğine.
       Selamsız sabahsız geçip gidiyor yorgun bedenler yanımızdan..
       Oysa eskiden evler alçak, insanlar alçak gönüllü idi.

       Kapılar değil gönüller yakındı ve dokunuyordu insanlar birbirlerinin yüreklerine.
     "Kapının ardı gurbet" derdi büyüklerimiz.
       Şimdilerde herkes gurbette..

 

        HAYIRLI RAMAZANLAR

 

        Ramazan Ayı geldi. Huzura, mutluluğa, barışa, sevgiye, paylaşmaya sanki daha çok hazır yürekler.

       Her zamankinden daha çok iç dünyamızda gezinmeye başlıyor, çevremizdekileri daha dikkatli izlemeye çalışıyoruz.

        Gönüller, paylaşmakla inşa edilir. Paylaşmak, evvela gönlümüzü muhabbet ve samimiyetle birbirimize açmaktır. Düşmanlığı, kini, nefret ve intikamı, kalbimizden söküp atmaktır.

        Bu duygu ve düşüncelerle Ramazanın milletimize, ülkemize, tüm dünyaya huzur, barış, merhamet getirmesini, bu salgın hastalığın da bir an evvel ülkemizde ve dünyada bitmesini diliyorum!      

        Ramazan ayı, bir yıllık maddi ve manevi kirlerden temizleneceğimiz, insani duyguların coştuğu, tövbe edip Hakka yönelme şuurunun geliştiği, maddi ve manevi bir terbiye ayıdır.

        Tuttuğunuz tüm oruçların, ettiğiniz tüm duaların kabul olması dileğiyle Hayırlı Ramazanlar..

TANRIM KONUŞ BENİMLE

Adam fısıldadı: ''Tanrım konuş benimle.''
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
''Tanrım konuş benimle.''

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve,
''Tanrım seni görmeme izin ver'' dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.

Ve yüksek sesle haykırdı:
''Tanrım bana bir mucize göster.''
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.

Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
''Dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur! ''
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı..

                                                    Halil Cibran

 Yarını iyileştirmenin tek yolu, bugün neyi yanlış yaptığını bilmektir.

                                                                                            Robin Sharma

Yazı Tarihi : 10.04.2021