Şafak LAYİÇ
EN DÜRÜST EL

Bir zamanlar Çin’de, işsizlikten dolayı yoksullaşmış bir bahçıvan, açlığa dayanamadığı için, sarayın bahçesine girerek bir armut çalar. Askerler bu adamı, hemen yakalayıp, cezalandırması için Kral’ın huzuruna çıkarırlar:

-Soylu efendim, suçumu kabul ediyorum. Ancak eğer beni affederseniz size, hazinenizi daha da zenginleştirecek bir armağanım olacak.

Kral önce güler, sonra öfkelenir:

-Senin gibi yoksul, çulsuz birinde nasıl bir hazine olabilir? Sen benimle alay mı ediyorsun!

-Haşa efendimiz; idam edilme tehlikesi geçiren bu zavallı işsiz kalmış bahçıvan kulunuz, sizle nasıl alay etmeye cüret eder?

Kral’ın merakı artmaya başlar:

-Ey bahçıvan, hayatta kalmak istiyorsan göster öyleyse bu büyük sırrını!

Zavallı adam, cebindeki mendilinin içinde sakladığı bir tohumu Kral’a uzatır:

-Bu sihirli bir tohumdur. Bu tohum ekildiğinde hemen o gün büyük bir ağaca dönüşür ve her dalından bir sürü altın verir.

-Tamam, eğer dediğin gerçekleşirse canını bağışlayacağım. Ek de görelim bakalım nasıl altınlar verecekmiş bize bu tohum.

Yoksul adam hemen söze girer:

-Yüce haşmetmeap, bu tohumu benim gibi hırsızlık yapmış biri ekemez. Sihrin gerçekleşebilmesi için, hiç kul hakkı yememiş bir soylunun bunu ekmesi gerekir. Yoksa eken büyük acılar çekerek ölür. Bence bu tohumu, en dürüstümüz olan siz ekmelisiniz.

Kral bir süre düşündükten sonra cevap verir:

-Ben bahçıvan değilim; bu tohumu Vezir eksin.

Vezir de itiraz eder:

-Efendim, ben tohumdan ne anlarım. Belki büyük topraklara

sahip maliye veya tarım bakanı ekebilir?

Kral bir süre düşündükten sonra kesesinden bir altın çıkararak yoksul adamın önüne atar:

-Ey yöneticiler, sizler de benim gibi bu adama birer altın verin de bu tohumun nasıl altına dönüştüğünü ona gösterelim, onu sevindirelim.

İşsiz bahçıvan, yerde birikmiş olan altınlara hayran hayran bakarken Kral ona da seslenir:

-Ey bahçıvan, sen de hemen bu altınları topla ve terk et sarayımı! Sanırım bunlar bize verdiğin bu ders için yeter!

Hoşça kalın…

Yazı Tarihi : 08.07.2019