Şafak LAYİÇ
GÖRMEK/GÖRÜNTÜLEMEK

Ortalama gözlere sahip hemen her insan, bir şekilde görür. Oysa asıl mesele dünyayı görmek değil, yaşananların zihinlerde nasıl görüntülendiğidir.

     Yıllar öncesinde izlediğim bir filmde iki arkadaş tartışmaktadır. Hitler düzenine karşı olan, yandaşı eleştirir:

-Bu yaşananları görmüyor musun? Adamlar, kendileri gibi olmayan herkesi düşman gibi görüyor!

     Yandaş ise arkadaşını şöyle cevaplar:

-Ey komşum, gerçekleri asıl sen görmüyorsun! Naziler devletimizi güçlendiriyor. Güçlü bir devlet olmadan güçlü bir millet olur mu!

     Bu tartışma beni uzun zaman düşündürdü durdu. Nasıl oluyor da benzer şeyleri görenler, yaşayanlar bunları zihinlerinde farklı (hatta zıt) şekilde görüntüleyebiliyorlar?

     Sanırım her birimiz dünyayı yalnızca gözlerimizle değil, aynı zamanda en az bir gözlükle de görüyoruz. Bu “zihinsel gözlükler”in (bakış açısının, paradigmanın) temel amacı, gördüklerimizi derleyip toparlamak. Çünkü dünya gördüklerimizden çok daha karmaşıktır. Gözlerimiz hemen her şeyi görse de, zihinsel gözlüklerimiz (algıda seçicilik ilkesi gereği) görünenleri toparlar, önemsiz bulduklarını da görmezden gelir.

     Örneğin ülkemizin sosyoekonomik yapısı üç aşağı beş yukarı bellidir. Ancak yine de milyonlarca vatandaş, benzer olayları görmelerine rağmen, yaşadıklarını zihinlerinde farklı görüntülemekte ve farklı sonuçlara ulaşmaktadır.

     Bundan bir süre önce bir seminerimde katılımcılara “köpek” kavramının kendilerine ne çağrıştırdığını sorduğumda, insanların iki büyük gruba ayrıldığını gördüm:

-Sadakat, dostluk…

-Saldırganlık, tehlike…

     Basit bir kavramda bile kolaylıkla zıt kutuplara

ayrılabiliyorsak, sosyoekonomik seçimlerde farklı kamplara savrulmamıza şaşmamak gerekir. Ancak bir milleti güçlü ve ileri yapan, doğru ve haklı kampta yer alanların sayısının büyüklüğüdür.

     Örneğin Hitler yandaşları başlarda yanlış ve haksız da olsa güçlüydüler. Ancak hayatın gerçekleri (tarihin ileriye doğru olan akışı) onları zamanla güçsüzleştirdi; doğru ve haklı olmalarına rağmen güçsüz olan muhalifleri ise sonradan güçlü hale getirdi.

     Burada temel sorun, bu dönüşümün “en az zararla” nasıl sağlanacağıdır. Bunu da başka bir yazıya bıraksak?

     Hoşça kalın…

Yazı Tarihi : 01.09.2020