Cahide Ulaş
GÜNEŞ ANSIZIN DOĞAR

Adına modern hayat denilen yaşantının içerisinde kendimizi kaybettik. Yaşamda bizleri ayakta
tutan temellerimiz öylesine sarsıldı ki artık kendimize dahi yabancıyız.
Öylesine yaşadığımız bir hayatın içerisinde kölesi haline geldiğimiz arzularımız, içimizde
insanlığa dair ne varsa unutturdu. Doğallığını yitirmiş suni yaşamlarımızda kendimizi bir mezarın
içerisine gömmüşüz. Her tarafımız karanlık.
Bu karanlığın içerisinde bir ışık arıyoruz. Karanlıkta atılan her adımın bizi aydınlığa
götürdüğünün umudu içerisinde..
Bu umudu yitirmemeliyiz. Sorunlarımız, sıkıntılarımız, acılarımız dört bir taraftan yakamıza
sarılsa da bitti dememeliyiz. Unutmamalıyız ki gözyaşlarımız umutlarımızı yeşertmek için vardır. Bir
insana kaybetmek değil, aldığı her nefesin kıymetini bilmek yaraşır.
Bizim için tek değerli olan yaşadığımız andır. Anı yaşamaktan korkmayalım. Yaşadığımız anı
hayallerimize değişmeyelim. Biz, nefes aldığımız şu anda varız.
Gelecekte olmayabiliriz. İnsanların hayalleri elbette olacak ama hayalleri ile şu anki gerçekliği
birbirinden kopuk olmayacak. Yani hayallerimizi gerçekleştirmek için yaşarken bugünümüzden
kopmayacağız. En kıymet vermemiz gereken yaşadığımız anı, boş, değersiz ve anlamsız olarak
algılamayacağız.
Yaşamın çıkmaz sokaklarında koşturmaktan yorulan insan, bir gün çarenin sevgide olduğunu
anlayacak. Ve o gün insanların gönlüne güneş ansızın doğacak.
Gönülleri aydınlanan insanlar, bugünkü gibi gönül yıkmak yerine gönül yapacak. Yapılan o
gönüller dünyada baki olacak. İnsanlığa en büyük hizmet olacak. Akıllar, vicdanın sesine kulak
vermeden hiçbir karar alamayacak. Yaşamın en kıymetlisi şimdiki gibi silahlar değil, gül olacak.
İnsanların gül dağıtan elleri, mis gibi gül kokacak.
Bunlar, imkansız gibi görülse de hiç de imkansız değil. Olmadı mı? Bir daha deneyelim. Yine
olmadıysa bir kez daha deneyelim. İnsanların gönüllerine güneş ansızın doğana kadar denemekten
vazgeçmeyelim.  
YAŞAM ŞARTLARI ÇOK ZOR VE DAİMA BİR KOŞUŞTURMA İÇİNDEYİZ
ÇOCUKLARIMIZA NE KADAR KALİTELİ ZAMAN AYIRABİLİYORUZ?
İŞTE BU KONUDA ÇOK DOKUNAKLI BİR HİKAYE
MÜSAİT OLDUĞUNDA BENİ SEVER MİSİN ANNE ?
İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”
“Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her
şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu
kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi?
Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti: “Sana
yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı: “Hayırdır? Bir
yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”
Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı
yavaşça elinden alır :
“Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..’diyerek alnına bir öpücük
konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın
konuşuyordu.

Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor. Uykuya
dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.
Bu kelimeden nefret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken’….Anneciğim
sen yorulma, diye…
“Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem
lazım. Hadi sen oyna biraz.
“Hani siz yoruluyorsunuz ya…Eeee….Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?”
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. “Mum da yok!” diye diye karıştırdı
dolapları el yordamıyla. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının
ışığında deli tavşan masalını anlatışını..
Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip
işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.
”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki
tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun
düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı
sarktı. Sonra ışıklar geldi.
Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına
doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir
pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
- İşin bitince beni sever misin anne? dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı…

TELEVİZYONLAR BAŞKÖŞEDE VE ARTIK SOHBETLERİN BİLE TADI YOK!
Televizyonsuz hayat oh ne rahat…
Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görme…nin insan
ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:
– Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?
Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç
gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı
ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile…
Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:
– Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:
– Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.
– O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.
Küçük çocuk:
– Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve
koca bir balık tutarak eve götürdük.
Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların
büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk
vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin
kaçırılması ile ilgiliydi.
Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne
rüya gördüğünü sordu. Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:
– Geçen hafta birçok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara
götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum
havada.

Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde
rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi. Sonunda merak edip:
– Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi.. Sanki birer film gibi her biri.. Yoksa bunun
için bir formül mü var? Küçük çocuk:
– Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için,
Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı..
İşte çocukların her şartta dünyaları bu kadar güzel!
Okullar kapanacak ve tatil başlayacak. En değerlilerimiz olan çocuklarımızla kaliteli zaman
geçirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Sevgisiz ve ilgisiz büyüyen çocuklar yaşamda da başarılı
olamayacaklar, çok iyi okullarda okusalar da; hayata atıldıklarında bocalayacaklardır.
ÇOCUKLAR
Sizin diye bildiğiniz evlatlar,
gerçekte sizin değildirler.
Onlar kendilerini özleyen hayatın
oğulları ve kızlarıdırlar.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir
ama sizden değildirler.
Sizlerin yanındadırlar
ama sizlerin malı değildirler.
Onlara sevginizi verebilirsiniz
ama düşüncelerinizi asla,
çünkü onların kendi düşünceleri vardır.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz
ama ruhlarını asla,
çünkü onların ruhları geleceğin sarayında oturur
ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz
ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın hiç
çünkü hayat ne geriye gider,
ne de geçmişle ilgilenir.
Sizler, evlatların
birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız.
Yayı gerenin elinde seve seve bükülün
çünkü oku atan o güç,
uzaklaşan okları sevdiği kadar,
Elindeki sağlam yayı da sever...
HALİL CİBRAN

Hiç pişmanlık duymamayı, geriye dönüp bakmamayı bir yaşam kuralı edinin.
Pişmanlık enerjinizi boşa harcamanıza neden olur; geçmişin üzerine hiç bir şey inşa edemezsiniz.
Önemli olan an’ı yaşayabilmektir.”
Katherine Mansfield

Yazı Tarihi : 10.12.2021