Hakan Türksoy
Günlük

Yazılarımı bir gün önceden hazırlıyorum. Şu an okuduğunuz yazıyı cumartesi günü yazdım.

Helikopter kazasında kaybettiğimiz şehitlerimize rahmet dilemek bugüne kısmetmiş.

Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Milletimizin başı sağı olsun.

Cuma günü şehitlerimizin cenazeleri defnedildi. Hafta sonu hep bu konu konuşuldu.

Hayat kaldığı yerden devam ediyor... Bugün nelerin konuşulduğunu iki gün önceden tahmin etmek hiç zor değil.

Bende kaldığım yerden devam ediyorum... Yazı başlığım rahmetli eğitimci, yazar Yaşar Ergene ağabeyimin köşesinin adıydı.

Yıllarca aynı gazetede yazdık. Yaşar ağabeyde aramızdan erken ayrıldı. Şu an aramızda olsaydı yazarken zorlanacağını düşünüyorum. Yaşar ağabey tam bir milliyetçi ve sosyal demokrattı. Geriye pırıl pırıl evlatlar bıraktı. Önemli olan geriye bıraktıklarımız değil mi?

Bu dünyada kariyer sahibi olayım, çok para kazanayım derken arkalarında enkaz bırakanları da biliyoruz.

Yaşar ağabey şu an benim yapmaya çalıştığım yazarlık işini "Günlük" başlığıyla tarif eden ender yerel yazarlardan biriydi.

"Bir kimsenin günlük yaşamından edindiği izlenimleri, bu izlenimlerin yarattığı duygu ve düşünceleri anlattığı yazılara günlük yazı" deniyor.

Bu yazı türünün iç dökme gereksiniminden doğduğu kesin. Fakat tarifi iki türlü yapılmış.

Birincisi, içini dökerken duygu ve düşüncelerini saklamamak. İkincisi içindekileri sınırlayarak aktarmak... Bunu da  içe ve dışa dönüklük olarak açıklıyorlar...

Buna halk arasında "delikanlı gibi yazmak ya da kıvırmak" dendiği  için bende kıvırmadan yazdım(!)

Delikanlı gibi yazanların tarih boyunca başına gelenleri bilen edebiyatçıların böyle bir yola başvurduğu düşünüyorum. Yani cevir kazı yanmasın(!) 

Yazmak sadede günlükle sınırlı değil tabii. Türlü huy gibi türlü yazma şekli var.

Bunu her yiğidin yoğurt yiyişiyle karıştırmayalım. Edebiyatın ve insan olmanın kuralları var.

O yiğitlerde Çanakkale'de yatıyor...

 

Yazı Tarihi : 06.03.2021