Cahide Ulaş
HAYATI TAM OLARAK ANLADIĞIMIZ ZAMAN HER ŞEY GÜZEL OLACAK

Her şey çok güzel olacak; başkası olmaktan çıkıp kendimizi tanıdığımız ve anladığımız zaman,
enerjimizi tüketen insanları yokmuş gibi saydığımız zaman..
"Olur olmaz şeylerin üzerine durmayacakmışım. Böyle emrediyor ilerleyen yaşım."
Önceden ince düşünmeyen, vurdumduymaz, kafaya bir şey takmayan kimsenin derdiyle
dertlenmeyen insanlara sinir olurdum şimdi imreniyorum.. Biliyor musunuz hayat onlara güzel..
Bazen, insanlara "değdi mi" diye sormak istiyorum. Bunca yaptığın haksızlığa,kötücül
olmana,kendi kalbinle değil başkalarının sözleri ile hareket etmene değdi mi, demek istiyorum,
vazgeçiyorum lakin.. Sonra yanlarından geçip gidiyorum
"Belki de özgürlük denilen şey insanın kendi içine kapanışıdır.. Yalnızlıktır.."
Dostumu, düşmanımı ve dost görünen nice kalabalığı hiç bu kadar “yakından” tanıdığım bir
dönem yaşamamıştım..
Ne güzel olurdu, birinin hayatı yolundayken de seni yanında istemesi, muhtaç olmadan sevdiği
için, iyi günündeyken de seni özlemesi, kalabalığın içinde bile seni araması. Güzel olurdu...
Dostluğun ölçütünü “kötü günde” yanında olmak üzere bellemişiz. Oysa dostunun kötü günde
olduğu kadar iyi gününde de yanında olabilmek büyük beceri. Sende olmayanın onda olmasına haset
etmeden ona eşlik edebilmek.. Üzüntüyü birlikte karşılayabilmek kadar sevinci de paylaşabilmek.
Bilinçli olarak biten arkadaşlıklar, dostluklar bir yana da; sürüncemede kalan, araya kırgınlık
giren ve bir türlü konuşulamayan, yanlış anlamaların düzeltilemediği arkadaşlık ilişkilerinde ödüm
kopuyor, biri pat diye ölürse diye..
İlişki ölmemişken birinin ölmesi.. Sonrası çok acıklı çünkü.. O kişi artık bu hayatta değilken
sosyal medyadan özür dilemeler, tabutun başında hesaplaşmalar.. Büyük çaresizlik, büyük hüzün..
Ölüm diye bir şey var ve çok gerçek.
Değer vermeyenin peşinden koşuyoruz... Bir süre sonra güleceğimiz her şeye ağlıyoruz...
Şükredeceğimiz tüm varlığımızı sorguluyoruz...
Zarar verenleri silip atamıyoruz... Hep "şimdiki aklım olsaydı" diyoruz da, zamanı geri
sarmayı istemek yerine "an"ları değerlendiremiyoruz...
Anlamak yerine anlatıyor, görmek yerine sadece bakıyoruz...
Çabalamamız gereken amaçlar varken duruyor, olmayacak şeyler için bedenimizden ve
ruhumuzdan ödün veriyoruz...
Gerçekleşmeyecek hayaller kurup, gerçeğimizdeki hayali göremiyoruz...
Hep "o gün"ü düşünüp, bugünü es geçiyoruz...
Hataları affedip, kusursuzları hor görüyoruz...
Elimizde bildiğimizi umursamayıp, elde edemeyeceğimizi hayal ediyoruz...
Canımızın istediğini sorgulayıp, bizden beklenenleri gerçekleştiriyoruz...
Gidişlere takılıp, geleni kanıksıyoruz...
Ömür biter diye korkmamıza rağmen, şuursuzca harcıyoruz...
Bir kahkaha atarken, bin endişe duyuyoruz...
Gülmemekten korktuğumuz halde, hep ağlayarak yeniliyoruz...
Aşkı karşı cinse yükleyip, doğayı, canlıyı, aileyi es geçiyoruz...
Zaman geçiyor diye korkarken, zamanı tüketiyoruz...
Tutulması gereken elleri bırakıp, bizi bırakan elleri seviyoruz...
Aynadakine inanmak yerine, kadere ve kısmete inanıyoruz...
Arkamıza ve önümüze bakmaktan, olduğumuz yeri göremiyoruz...
Ne derler diye düşünmekten, kendimiz olamıyoruz...
Kırmamak, incitmemek, terk etmemek için çok uğraşıyoruz ama kırılıp, incitilip, terk
ediliyoruz...

Hata yapmaktan korkarak büyüyoruz ama sonunda biz en büyük hatayı hep kendimize
yapıyoruz...
Hayata dair yaptığımız her şeyi ve daha fazlasını burada sıralayabiliriz.
Bir taraftan da gündemi takip ediyoruz ve bu pandemi nedeniyle durum hiç iç açıcı değil. Bu
hastalığı artık yakın çevremizde hatta aile bireylerimizde bile görmeye başladık. Böyle duyarsızca
devam edersek bu hastalıkla baş etmemiz günden güne zorlaşacak.
Artık hepimiz tehlikenin farkındayız ve önlem almazsak, alınan önlemlere uymazsak durum
daha da kötüleşecek. Fakat duyarsız o kadar çok insanımız var ki; kurallara uymayarak bu günlere
gelmemize sebep oluyorlar.
Lütfen kurallara uyalım ve kendimizi, çevremizi, ülkemizi koruyalım!
Umut ve sabır tutunacağımız en önemli dal.. Hiç kimse sakın ha umudunu kaybetmesin. Bu zor
zamanları da geçireceğiz hep birlikte inşallah!
Umudumuzu kaybetmeyeceği ve sabırla bekleyeceğiz. Heyecan, coşku ve umut veren o sözü
dilimizden düşürmeyeceğiz. “Her şey çok güzel olacak”..
Çok istersek, inanırsak ve gerektiği gibi yaşarsak inanın olacak!
ENFEKSİYON HASTALIKLARI UZMANI BİR DOKTORDAN SON DURUM YORUMU
Başından beri sahanın içinde olan bir enfeksiyon hastalıkları uzmanı olarak mevcut durumu
biraz anlatmak istiyorum.
İlk 3 ay alınan önlemler sayesinde minimum kayıp ile ilkbaharı atlattık, peşinden zaten yaz geldi,
vakalar olağan olarak azaldı, bu arada sırf İstanbul’da toplamı yaklaşık 4000 yataklı 3 yeni hastane
açıldı.
Covid vakaları düzgünce yönetilebildi.
Ancak bugün gelinen durumda vaka artışını yönetemiyoruz.
Hastalarımızı yatıracak yer bulamıyoruz, yoğun bakımlarda ancak bir hasta ölünce yenisine yer
açılıyor.
Hal böyle iken malumunuz olduğu üzere ülke yönetimi tarafından gerekli kısıtlama kararları
alınmıyor.
Sebepleri ekonomiktir değildir bilemem, beni aşar, ama yakın gelecekte görünen durum hiç
parlak değil.
Acilen biz vatandaşlar olarak kendimiz önlemler almazsak 1 haftaya kalmaz hastane önleri Mart
ayındaki İtalya gibi olacak.
Sevdiklerimiz herhangi bir sağlık hizmetine ulaşamadan vefat edecek...Lütfen,,,,,,,,,,
Bu önümüzdeki iki ay, çekirdek aileniz dışında kimse ile kapalı ortamda ve maskesiz olarak
sosyalleşmeyin, yemek yemeyin.
Mesafe ve hijyene azami özen gösterin.
Sağlık çalışanları olarak bir tüm yorgunluğumuza ve tükenmişliğimize rağmen elimizden geleni
yapıyoruz.
Lütfen siz de yapın......
EVVELDİ, GÜZELDİ...
Yan yanayken, saate bakmanın ayıp olduğu zamanlardı. Evveldi. Güzeldi...
Karşılıklı oturdun mu masaya, bir gözlere, bir de uzaklara bakılırdı. Geçmiş yad edilirken,
ellerde telefon olmazdı.
Büyükler eski günleri konuşurken, çocuklarda uyuyakalmak diye bir şey vardı.
Sevmeler sessiz ve sebepsizdi. Her şeyden önce samimiyet gelirdi.
Sevda sırdı. Kimselere söylenmezdi.
Sevilenin adına türküler yakılır ama onun ardından kimseye yakınılmazdı...

Eşyalar pahası ile değil, hatırası ile kıymetlenirdi. İnsanlar aldıkları ile değil, verdikleriyle
değer ifade ederdi.
Utanmak diye bir şey vardı. Dert çekmenin bile bir adabı olurdu. Gönlün yükü, gözlerden
anlaşılırdı.
Gönülden geçen ile dilden dökülenin arası; böylesine uzak, böylesine hoyrat değildi...
Biz bu içimizdeki uçurumları ve kalplerimiz arasındaki mesafeleri, sonradan icat ettik. Henüz
yenilmemiştik kendimize...
Mutluluklar, fotoğraf karelerinden ibaret değildi. Mutlu edilmek isteği, hastalıklı bir hal
almamıştı.
Eşyalar değil, insanlar ağırlanırdı evlerde. Henüz bu kadar yalnız değildik.
Başkalarınca beğenilmek, her şeyden önemli değildi.
Evveldi. Güzeldi...

UYAN
Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin
Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gramofona
İşte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
Uyan diyor, uyansana
Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N'olur uyan
Metin Eloğlu

Üç tutku hayatımı önemli derecede etkilemiştir: Sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve
insanlığın çektiği acı ve ıstırap için duyduğum büyük merhamet.

Russel

Yazı Tarihi : 01.01.2022