Cahide Ulaş
HER AÇIDAN ZOR VE ÇOK SIKINTILI GÜNLERDEN GEÇİYORUZ ÖZELLİKLE BU GÜNLERDE YARDIMLAŞMA RUHUNU YAŞAMALI VE YAŞATMALIYIZ

Salgın hastalık adeta adına yaraşır şekilde ve hepimizi çok korkutarak sardı tüm ülkemizi. Çok zor
günlerden geçiyoruz!.
Bir şekilde bu günleri de geride bırakacağız inşallah ama; sanki bir savaşı yaşadığımız adeta
seferberlik ilan ettiğimiz bu günlerde; birlik, beraberlik ruhunu daha çok yaşamalı ve yaşatmalıyız.
En başta hemen hemen her ailede bu hastalığa yakalananlar var ve onların maddi manevi desteğe
ihtiyaçları var. Çünkü işsizlik de almış başını gidiyor ve ekonomik sıkıntılar artık dayanılır gibi değil!
Önce bu hastalıktan korunabilmek için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Biraz daha dişimizi
sıkmamız, evlere kapanmamız ve tüm kurallara uymamız gerekiyor.
Ama olmadı işte! Kurallara uymayanlar yüzünden en çok vaka görülen ülkelerden biri olduk! Nasıl
bu kadar duyarsız olunabilir anlamak mümkün değil!
Salgın hastalıkla savaşta adeta seferberlik ilan edip; yapabileceklerimizin en iyisini top yekun
yaparak, en az kayıp ile, en az hasar ile bu günleri atlatmamız gerek.
Bunun için de aynı savaşta olduğu gibi güçlü bir şekilde kenetlenmeli, milli bir şuurla birbirimize
destek olmalıyız.
Devlete düşen görevler de çok önemli! Devlet her vatandaşını korumalı, yaşamını sürdürebilmesi
için gereken ne varsa yapmalıdır. Vatandaşların çoğu işlerinden oldular, iş yeri sahiplerinin çoğu iş
yerlerini kapatmak zorunda kaldılar. Borçlar üst üste eklendi ve çoğunda ödeme gücü yok!
Manevi olarak da sevdiklerimizden ayrı olmanın, en yakınımızda olanlarla bile görüşemememin
bunalımını yaşıyoruz! Peki; nasıl düzeleceğiz, nasıl mutlu ve sağlıklı olacağız?
En başta devlet vatandaşının korumak için, mutluluk ve huzur içinde hiç olmazsa yaşam şartlarını
iyileştirerek hayatlarını düzene sokmalarını sağlaması gerek.
Bu güne kadar yapılanlar pek yeterli değil ki; bu zor günleri yaşıyoruz.
Aynı ülkenin vatandaşı olarak bizler birbirimize elimizden geldiği kadar destek olmalıyız. Ramazan
Ayı’nı yaşadığımız bu günlerde daha da çok anlam kazanan yardımlaşma ruhunu yaşamalı ve
yaşatmalıyız.
YAŞANMIŞ GÜZEL BİR HİKAYE
Bayat Ekmek ve Türk Toplumunun Ruhu
Hikayemizin adı Bayat Ekmek;
Hanife Teyze’nin 8 aydan beri konu komşuya ‘Bayat ekmeğiniz varsa bana getirin. Kuşlar cama
geldiğinde ıslayarak onlara veriyorum.’ dediğini fark ettim.
75 yaşında olan Hanife teyze son zamanlarda bayağı da zayıflamıştı. Kirada oturduğu ev çok
rutubetliydi. ‘Kirası ucuz olmasa bu rutubeti çekmem’ diyordu. Eşinden dul maaşı alan Hanife teyze
etrafıyla şakalaşan ve yüzü güleç bir insan olsa da son zamanlarda düşünceli ve suskun haliyle dikkat
çekiyordu.
Annem dolma pişirdiği bir gün bir tabağa dolma koyarak bana uzattı ve sıcak sıcak yemesi için
tabağı Hanife teyzeye götürmemi söyledi.
Ben de tabağı alarak Hanife teyzenin kapısına gittim ve ziline bastım. Yavaş yavaş kapıya doğru
gelen Hanife teyze ‘Kim o?’ diye seslendi. Ben Zeynep dediğimde ise kapıyı açtı.
Annemin dolma pişirdiğini ve bir tabakta kendisine yolladığını söyledim. Tabağı elimden aldığı
esnada yüzüme derin ve anlamlı bakarak yutkundu. ‘Allah razı olsun. Ben de yemek için hazırlık
yapıyordum. Hemen yerim.’ dedi.
Annemin tabağı istediğini söylediğimde Hanife Teyze kapıyı kapatmadan mutfağa tabağı
boşaltmaya gitti. O esnada içeriye baktığımda oturma odasının karanlık olduğunu fark ettim.

Hanife teyze mutfaktayken içeri girerek ışığı yaktığımda masanın üstünde bir bardak su ve tabağa
doğrandıktan sonra ıslatılmış ekmekler gördüm. Hanife teyze beni fark etmeden ışığı kapatarak tekrar
kapının önüne geldim. ‘İki cihanda aziz olun evladım.’ diye dua ettiğinde kendisine teşekkür ettim.  
Eve geldiğimde suratımdan düşenin bin parça olduğunu gören annem, ne olduğunu sordu.
Anneme, ‘Hanife teyze, tabağın içerisine bayat ekmekleri doğramış yiyordu.’ dedim.
Annem de, ‘Öyle şey olmaz. Baban da emekli maaşıyla geçimini sağlıyor. Hanife teyzede eşinden
emekli maaşı alıyor. En az baban kadar geliri var. Sen yanlış anlamışsındır, onları kuşlar için
hazırlamıştır. Biz 3 nüfus geçimimizi sağlıyorsak, Hanife teyzen tek başına hayli hayli geçimini sağlar.’
dedi.
Ertesi akşam annem etli kuru fasulye pişirmişti. İçimi kemiren kurt beni rahat bırakmıyordu.
Akşam yemeği için sofraya oturmadan evvel anneme, Hanife Teyze’ye kuru fasulye götürüp
götüremeyeceğimi sordum.
Annemde, ‘Götürmende bir sakınca yok ama altı üstü kuru fasulye yemeği, güzel bir yemek değil.’
dese de ben götürmek için ısrarcı olunca tabağa koyduğu kuru fasulyeyi Hanife teyzeye götürerek zilini
çaldım.
Gülümseyerek kapıyı açtığında annemin kuru fasulye gönderdiğini söyledim. Hanife teyze tabağı
aldıktan sonra annemin tabağı istediğini söyleyince tabağı boşaltmak için mutfağa gittiğinde bende
dünkü gibi oturmasına gittim. Masada tabağın içerisinde yarısı yenmiş ıslak ekmek, bir bardak su ve
dün getirdiğim dolmadan 4 tane gördüm. İçim içimi kemirdiği için kendisine sormalıydım.   
Beni kapıda bulamayan Hanife Teyze, oturma odasına yanıma geldi. ‘Hadi sor!’ gibisinden bir
ifadeyle yüzüme baktı. Bende kendisine, kuşlar için konu komşudan aldığı bu ıslak ekmekleri kendisinin
yiyip yemediğini sordum.
Sorduğum bu soruyla Hanife Teyze’yi üzmüş olacağım ki buğulu mavi gözlerinden bir anda yaşlar
süzüldü. Daha 15 yaşımda olduğum için ne olduğunu idrak edemesem de Hanife teyzeyi ağlattığım için
üzülmüştüm.
Bu ıslak ekmekleri kendisinin yediğini söyleyen Hanife teyze, “Biri oğlan, diğeri kız iki çocuğum
var. Burada yaşamıyorlar. Başka illerde yaşıyorlar. İkisinin de işi var. Araba alacakları için bana kredi
çektirdiler. Krediden sonra elime geçen para elektrik, su ve kirayı ancak karşılıyor. Bana da üç beş
kuruş bir şey kalıyor. Bize kol kırılsa da yenin içinde kaldığını öğrettiler. 3 yıl boyunca böyle böyle
geçineceğim. Bu halimi sakın kimseye anlatma.” dedi.   
Artık benim gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Tabağı alarak evden ayrılırken kimseye
söyleme diye sıkı sıkı beni tembihliyordu. Eve geldiğim zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Annem bu halime şaşırarak ne olduğunu sordu. Bende Hanife Teyze’nin anlattıklarını anneme
anlattığımda annemde çok üzüldü.
Anneme böylesine vicdansız evlat olmayacağım için söz verdim. O 3 yıl boyunca tüm konu komşu
birlik ve beraberlik sergileyerek Hanife Teyze’nin kahvaltısını, öğlen yemeğini ve akşam yemeğini
götürdük.
Hanife teyze 2 ay önce vefat etti. Vefatından önce okul çıkışı yanına uğradığım zaman bana, iyi
kalpli meleğim diye hitap ettikten sonra borcun bittiğini söyledi. Bende kendisine artık rahat rahat
yaşarsın Hanife teyzeciğim dedim.
O da bana benim sayemde 3 yıl boyunca sıkıntısız geçindiğini söyledikten sonra ‘Rabbim seni
korusun.’ diyerek dua etti. Bu görüşmeden 2 gün sonra Hanife Teyze aramızdan ayrılmıştı.  
Bu hikaye Çanakkale ruhunun özüdür. Türk toplumunun ruhunun aynasıdır. Şundan emin olun
ki dünyada Türk milletinin bir eşi daha yoktur. Bu nedenle böylesine asil bir milletin mensubu olarak;
özellikle bu zor dönemde yardımlaşma ruhunu yaşamalı ve yaşatmalıyız.
İNSANLARI BİR HATASI İLE YARGILAYIP
DOKUZ DĞRUSU İLE DEĞERLENDİMEYENLERDEN OLMAMAK GEREK
Bir gün bir öğretmen tahtaya şöyle yazdı:
9x1 = 7
9x2 = 18

9x3 = 27
9x4 = 36
9x5 = 45
9x6 = 54
9x7 = 63
9x8 = 72
9x9 = 81
9x10 = 90
Yazmayı bitirip sınıfa döndüğünde bütün sınıf ilk sırada yapmış olduğu hata yüzünden kendisine
gülmekteydi.
Herkesin sessiz olmasını bekledi, sonra da ekledi: "İlk işlemi bilerek ve özellikle hatalı yazdım.
Sizin hatanız olmadan önce dünyanın size nasıl davranacağını göstermek için!
KİMSE dokuz kez doğru cevabı yazdığım için beni övmedi, KİMSE beni tebrik etmedi ama
HERKES yapmış olduğum tek HATA nedeniyle beni yargıladı ve bana güldü.
İşte ders bu:
İnsanlar yaptığınız yüzlerce doğru şeyi anlamaz, takdir etmez! Ama yaptığınız tek bir hata
sebebiyle sizi yargılar.
Başarıları için insanlara değer vermeyi öğrenmeliyiz! Iskalamaktan çok isabet ettiren ve sonunda
sadece BİR hatası ile yargılanan ve diğer DOKUZ doğrusu değerlendirilmeyen insanlardan olmamak
dileğiyle..
Birlik beraberlik
Bence budur yaşamanın mümkünü
Birlik beraberlik dostluk kardeşlik
Temizler kalplerde nefreti kini
Birlik beraberlik dostluk kardeşlik
Hoşgörü çadırın direği budur
Sevgiye özlemin yüreği budur
İnsan olmanın da gereği budur
Birlik beraberlik dostluk kardeşlik
Şayet maksat yemek ise üzümü
Bağcıyı dövmenin yoktur lüzumu
Kronik sorunun kolay çözümü
Birlik beraberlik dostluk kardeşlik
İster memurluk yap ister ticaret
İster mühendis ol saray imar et
Hayat şu dört kelimeden ibaret
Birlik beraberlik dostluk kardeşliGürkaniyem yazdım birkaç dizin’e
İsterim ki herkes mutlu gezine
Yaşantıda en kıymetli hazine
Birlik beraberlik dostluk kardeşlik
Âşık Gürkani ( Aşık Enver Gürkani)
Dünyanın en güzel insanları, gönlü geniş insanlardır. Ne verecekleri sevgileri biter, ne de bölüşecek
ekmekleri..!
La EDRİ

Yazı Tarihi : 17.04.2021