Cahide Ulaş
HER GECENİN BİR SABAHI VARDIR UMUDUMUZ BU ÇOK SIKINTILI GÜNLERDEN KURTULUP SAĞLIKLI SABAHLARA UYANMAKTIR

Çoğumuz evde oturmaya alışkın değiliz. Sosyal medyada dolaşan videolara bakılırsa, korona
virüs hayatımızdan çıktıktan sonra her birimiz şef ya da antrenör olacağız…
Evde yapılacak şeyleri bitirdikçe kendimizi iyice teknolojiye verdik.
Şu an bir tarih yazılıyor ve hepimiz buna tanıklık ediyoruz. Dünyada ekonomi durma noktasına
geldi. Yakında para diye bir kavram olacak mı, onu bile bilmiyoruz. Önümüzdeki yıllarda
üniversitelerde ekonomi yeniden yazılıp farklı şekilde okutulacak.
Biz sosyal medyanın gereksiz bilgi kirliliğine kapılıp görmemiz gerekenleri yine göremiyoruz.
Çevremden gördüğüm kadarıyla birçok kişi bu yazdıklarımın farkında bile değil, çünkü tek
düşündükleri şu: Vaka sayısı kaç oldu? Virüs bana bulaşacak mı?
Siz böyle hareket ettikçe bu virüs eninde sonunda hepimize bulaşacak, kaçış yok. Bağışıklık
sistemimizi güçlendirip, kendimizi yormayıp, bu geçici süreci evde geçirmekten başka yapacak bir
şeyimiz yok. Önemli olan zihnen ve fiziken güçlü olup kolaylıkla atlatmaya çaba göstermek…
Diyorlar ki: “ Bugünün çocuğu yarının büyüğüdür.” İşte o çocuklar yaşadığımız bu kabus ve
karantina günlerini nasıl anlatacak, yazacak ve hatırlayacak bilmiyoruz ama dünyanın tüm
çocuklarının böylesine travmatik günlerin kayıplarını, sessizliğini, korkularını ve mahrumiyetini
yüreklerinde taşıyarak büyüyeceklerini biliyoruz…
Ünlü Şair Atilla İlhan’ın “Çocuk gözlerimle gördüm” deyişindeki günleri yaşıyoruz sanki…
O çocukların yüreklerine yaşadığımız bu travmatik günleri nasıl ne kadar az hissettirebilirsek o
kadar iyi olacak… Korkuyla büyütmemek için korkuların uzağında tutabilmeyi başarabilmeliyiz…
Elbette, dünyanın yaşadığı bu kara günler bir gün sona erecektir. Yeniden eski güzel günlere
kavuşacağız ama eski alışkanlıklar ve alıştığımız hayatlar eskisi gibi olmayacak… Yeter ki bu karanlık
tünelden çıkabilelim…
Lakin artık herkesin bu olaylardan büyük dersler çıkarabilmesi lazım. Çünkü her şey yeniden
formatlanacak… Veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar ve kıtlık, kuraklık gibi afetler ve
tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olan felaketlerle ilgili bilmeliyiz ki: “Yenilmez
sanılan orduları durdurmuş; toplumsal ilişkilerimizi, yakınlarımıza, sevdiklerimize karşı
davranışlarımızı biçimlendirmiştir.”
Kısacası bu salgın hastalıkların kronolojik tarihi oldukça eski… İnşallah devletler yaşananlardan
dersler çıkaracaklar ve gelecekteki yaşanacaklara daha hazırlıklı olacaklardır.
Kanuni Sultan Süleyman’ın adeta bu günlerde yaşadığımız kabusu özetleyen bir beyiti de var:
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda nefes sıhhat gibi.”
YOL AYRIMI
Şimdi anlaşıldı ki aslında tüm sınırlar kafadaki gölgelerden ibaretmiş. Öyle bir çaresizliğe
savrulduk ki ne dil ne din ne ırk ne de coğrafya tanıdı. Endişelenip duruyoruz, gelecek ne getirecek
diye.
Böylesine sansasyonel durumlara çok uzun yıllardır denk gelmemiştik.
Aslına bakarsanız savaşta bile stratejik bir yer seçerseniz kendinize, paçayı kurtarabiliyorsunuz.
Peki; ya görünmeyen bu minik canavarı nasıl alt üst edecektik.
Tek çaremiz Sağlık Bakanı’nın dediği gibi bu virüse yakalanmamak, haksız da sayılmaz ama
nasıl sabır göstereceğiz.
Koptuk sevdiklerimizden, ailemizden arkadaşlarımızdan.

Oysa bilmiyoruz ki tam olarak böyle durumlar açığa çıkarır içimizdeki aydınlanmayı ve
dünyaya yeni bir gözle bakmayı.
Aslında rehavetmiş bizi böylesine pervasızca konforlu bir düşünceye sokup anlamsızlaştırmaya
ve işe yaramaz kişiliklere dönüştüren şey.
Görüyoruz ki artık, birçok kişi küllerinden yeniden doğacak.
Hayatın ve sevdiklerimizin kıymetini yeniden ve daha çok anlayacağız.
Söyleyin bana şimdi 2-3 ay önce düşündüklerinizle şimdi aynı şeyleri mi düşünüyorsunuz?
Her gün sokakta atılan özgürce adımlar ve akraba eş dost muhabbetleri burnumuzda tütmüyor
mu?
Artık herkes yavaşlamanın ve hayatı iliklerine kadar yaşamanın peşinde.
Elinde olanı ver artık ve kendinde olanı çoğalt!
Umut et, keşfet ey insan oğlu. Zor zamanlarda kenetlenen insan oğlu. Hadi başla.
Bu bir yol ayrımı, evet öylesine bir yol ayrımı ki; hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Hayat işte, bize her zaman Luna Park vaat etmiyor. Öyle zor zamanlardan geçiriyor ki, ama yine
tünel sonunda sana ışığı bir şekilde vaat ediyor.
Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi;
“Unutma..!!
Her karanlık gecenin bir sabahı vardır.
Her kışın baharı vardır.
Karanlıktan aydınlığa çeviren, hüzünleri ferahlığa tahvil eden, bir yüce el, bir yüce kudret
vardır.”
PROF. DR. TEVFİK ÖZLÜ’NÜN VE SAĞLIK BAKANLIĞININ UYARILARINI
DİKKATE ALALIM VE EVDE KALALIM
KİMSE GÜVENDE DEĞİL"
Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü'nün vatandaşlara şu uyarıları oluyor:
"En önemli şey şu anda Türkiye'de, çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Bu iki hafta çok önemli
önümüzdeki ve hepimizin bu konuda durumu, tedbiri ciddiye almamız lazım. Lütfen hiç kimse 'Bana
bir şey olmaz!' demesin.
Çünkü benim pek çok meslektaşım, arkadaşım, çalışan şu anda yoğun bakımlarda yapay solunum
cihazlarına bağlı yaşam kavgası veriyor. Daha 3 gün önce onlar benim gibi ayaktaydılar. Sizin
gibiydiler. Yani bunun hiç şakası yok, çok kolay bulaşıyor ve bazen çok ağır seyrediyor.
Onun için şu anda herkese büyük sorumluluk düşüyor. Dediğim gibi kapınız çalar ve kapınızı
açarsınız açtığınız anda birisi bu virüsü hediye edebilir. Size bir şey olmasa, eşinize olabilir, eşinize
olmasa babanıza olabilir, annenize olabilir, çocuğunuza olabilir.
İtalya'da videoları seyrettim. 8 - 10 yaşlarındaki o çocukların nefes alamadıklarını, boğulduğunu
gördüm. Bu beni çok rahatsız etti, çok üzdü yani.
Gerçekten kimse güvende değil. Ben onun için sesimin duyulduğu herkese şunu söylemek
istiyorum: 'Lütfen evde kalın, lütfen evde kalın!' Çıkmayın, öyle keyfi çıkmayın. Evinize de kimseyi
almayın. Akrabanız da olsa, arkadaşınız da olsa, komşunuz da olsa almayın.
Kapınızı lüzumlu değilse açmayın. Açarsanız da 1 - 2 metrelik mesafeyi koruyun. Bunlar çok
önemli. Bunlarla ancak korunabilirsiniz.
Evde kalırsanız güvendesiniz, hiçbir şey olmaz. Onun için 'Evde kal Türkiye!' diyorum ve tabi
bütün illerimizdeki yöneticilere, Valilik, Kaymakamlık, Belediye Başkanlıklarına, kolluk kuvvetlerine
de buradan seslenmek istiyorum:
Ne olur, bu alınan kısıtlayıcı tedbirlerin denetimlerini yapsınlar ve uymayanları ikaz etsinler.
Yaptırımları uygulasınlar ve bu şekilde bu süreci en az hasarla ulusça atlatalım inşallah."
ŞÜKRETMEK..

İtalya'da 93 yaşındaki bu adamın hastanede durumu düzeldi. Endüstriyel solunum cihazının
kullanma bedelini ödemesi istendi ve yaşlı adam ağladı. Doktor fatura yüzünden ağlamamasını tavsiye
etti. Yaşlı adamın söyledikleri tüm doktorları ağlattı.
Yaşlı adam dedi ki;
-Ödemem gereken para yüzünden ağlamıyorum. Tüm bunları ödeyebilirim. 93 yıldır Tanrı'nın
havasını soluyorum diye ağlıyorum ve bunun bedelini hiç ödemedim.
Hastanenin solunum cihazını bir günlüğüne kullanmak için 500 euro istendi. Tanrı'ya ne kadar
borcum var biliyor musunuz? Bunun için Tanrı'ya daha önce asla teşekkür etmedim.
Yaşlı adamın sözleri düşünmeye değer. Ağrısız ve hastalıksız olarak havayı özgürce
soluduğumuzda kimse yaşamı ciddiye almıyor. Sadece hastaneye girdiğimizde solunum cihazını
kullanarak nefes almanın bile parayla olduğunu öğreniyorsunuz. Hayatımız boyunca geçen zaman için
şükür edelim, çünkü özgürce nefes alabiliyoruz..
GİDİYOR
Ne çabuk harcadık böyle zamanı?
Günler su misali akıp gidiyor.
Bir soluk dinlenmek bilmezdik amma,
Kader belimizi büküp gidiyor.
Ne günlerdi onlar, ne günlerdi hey!
Kimimiz sultandı, kimimizse bey.
O günleri topla, zor günlere say
Rüzgâr yedeğine takıp gidiyor.
Ne güzeldi Ya Rab! Onbeş yaşımız.
Yokluk vardı ama, dikti başımız.
Hemen büyümekti gerçi düşümüz,
Yıllar kaçar gibi çekip gidiyor.
Nice dostlar vardı, bir bir yitirdik.
Bahar çabuk geçti, güzü getirdik.
Çoluk-çocuk derken ömrü bitirdik,
Zaman afet gibi, yıkıp gidiyor.
Kimler istemez ki mutlu olmayı?
Hasta dilemez mi şifa bulmayı?
Tarladan beklerken ürün almayı,
Kuraklık hasadı yakıp gidiyor.
İşte böyle dostlar, bu dünya fani.
Hani Harun Reşit, Süleyman hani?
Esadî diyor ki, olsam da kani
Gözlerim çöplüğe bakıp gidiyor.
Esat ANIK-Kütahya
 “Yüreğiniz ferah olsun olabildiği kadar, en uzun gecelerin de bir sabahı var.”
William Shakespeare

Yazı Tarihi : 18.04.2020