Cahide Ulaş
HER ZAMAN DOSTLARIMIZLA SEVDİKLERİMİZLE BİR KAHVE İÇECEK KADAR VAKTİMİZ VARDIR

“Bir hoşça kal’a sığdırdı beni, yere göğe sığdıramadığım” dediğimiz zamanlar çok olmuştur ve
kırılıp, “bunu nasıl yaptı” dediğimiz anlar..
Bunlar çok yakınlarımız, yakın hissettiklerimiz, dost bildiklerimiz ve sonradan sadece çıkarı
için bizimle birlikte olduğunu anladığımız insanlar olabilir, olmuştur da çoğumuzun hayatında.
O çıkmıştır hayatımızdan ve baştan çok üzülsek de sonradan “çok iyi olmuş” dediğimiz
kişilerdir.
Yaşam devam eder ve çok daha güzel, kaliteli dostluklar, arkadaşlıklar kurup yaşama anlam
katmaya devam ederiz. Bu da bir sınavdır ve artık daha seçici oluruz mutluluk huzur adına..
Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…
İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi..
KAVANOZ VE FİNCAN HİKAYESİ
Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir
şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile
doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden
kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça
kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine
aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi
kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun
üzerine öğrenciler gülmeye başlar…
Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;
‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız,
arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.
Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız
gibi.

Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına
ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf
ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli
olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’
Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;
‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’
Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun;
Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’
ÖNEMLİ OLAN CAN OLABİLMEKTİR
CANA CAN OLANLAR BULSUN SİZİ
Ceviz bahçesinden cevizleri toplayıp, çuvallarına dolduran iki kadın yolun kenarında yorgun ve
bitkin bir halde, koyu bir sohbete dalmışlardı....
Ve o an birinin eşi yoldan geçerken, seslenmişti eşine.
- "Benim gözleri sürmelim...Canımın içi...
Eve gidince yemeği hazırlayıver olur mu? -" deyince, adamın eşi bu tatlı sözler karşısında mest
olmuştu.
Arkadaşına dönüp onu daha da kıskandırmak için,
-"Senin eşin sana hiç böyle şeyler söyler mi?..
Benim Ahmet', im her zaman özenle seçer cümlelerini bana söylerken....
Dilinden bal damlar-" demişti....
O bunları söylerken ise bu defa arkadaşı Fatma hanımın eşi gelmişti koşarak yanlarına.
Adam kan ter içinde kalan eşini görünce
-"Keşke bana söyleseydin Fatma....
Ben işten gelince gelip toplardım cevizleri....
Dizlerin sızlayacak yine...
Ağrıdan uyuyamayacaksın.....
Bilirsin sen uyuyamayınca benimde gözlerime uyku girmez....
Çocuklar annemiz bahçede deyince, çok yorulmuşsundur diye ellerimle güzel bir sofra
hazırladım sana....
“ Çayını bile demledim."dediğinde, kadının gözleri dolu dolu olmuştu....
Ve ceviz çuvalını sırtlanıp, gülümseyerek ne kadarda iyi hissetmesini sağlamıştı eşinin..
Diğer kadın ise olup biteni öyle kıskanmıştı ki...

Fatma hanımın ise adeta bütün yorgunluğu gitmişti.....
Kocasının arkasınca yürümeye başladığında ise biran arkasını döndü ve arkadaşına seslendi.....
Ve şöyle dedi gülümseyerek:
-" Mesele birine canım demek değil... Can olabilmektir...
Cana can olanlar bulsun sizi...

Hüzün Adres Değiştirir
Yakışmıyor cepheyi terk edişin,
Mert dayanır, namert kaçar sevdiğim.
Fazla sürmez hatanı fark edişin,
Hüzün eken, hüsran biçer sevdiğim.
Adet ettin aşk dersini asmayı,
Hüner saydın sırra kadem basmayı,
Yetti artık çok denedim susmayı,
İsyan eden bayrak açar sevdiğim.
Nice avcı bende silah sınadı,
Geri tepti, sineleri kanadı,
Kırılsa da yüreğimin kanadı,
Yine açar, yine uçar sevdiğim.
Bir resmimiz bile yoksa baş başa,
Revamıdır ben yanayım, sen yaşa,
Aşk sunacak sakimi yok sarhoşa,
Yine bulur, yine içer sevdiğim.
Aynaların farkı kalmaz düşmanla,
Tanışırsın doğduğuna pişmanla,
Hüzün adres değiştirir zamanla,
Benden geçer, sana göçer sevdiğim.
Üzerime yar sevdiğin sahi mi?
Kalp çalmakta senin gibi dahi mi?
Ağlama der dosta aşık Daimi,
Bu da gelir, bu da geçer sevdiğim.
Cemal Safi
Hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere, kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok!
Sadece sevmek için “bir an” var.
Mark Twain

Yazı Tarihi : 11.12.2021