Cahide Ulaş
İNSANLARA BİR ŞEYİ ANLATMAK ZOR ÖRNEKLERLE GÖSTERMEK GEREK YİNEDE DE ANLAYANA KOLAY ANLAMAK İSTEMEYENE ZOR

Son günlerde yine bu salgın hastalıkta hasta sayısında yükselme var ve eğer tedbirlere toplum
olarak uyulmazsa bu hastalıkla da baş etmemiz zorlaşıyor.
Aslında kurallara uymak çok basit ama bu kurallara bile uymayı beceremeyenler yüzünden
hastalığın azalmasını beklerken daha da fazlalaştığını görüyoruz.
Zaten ülkemiz etrafında savaş tamtamları çalıyor. Akdeniz’de sular sıcak Yunanistan bir türlü
rahat durmuyor ve kazanılmış haklarımızı bile gasp etme peşinde.
Terör belası devam ediyor ve son zamanlarda birçok bölgede çıkan yangınların çoğunun da o
teröristler yüzünden olduğu belirtiliyor. Tabii bir de dikkatsizler ve ihmalkarlar yüzünden de bu
yangınlar çıkıyor. Bu ülkeye de doğaya da büyük bir ihanet. Ciğerlerimizi yakıyorlar!
Ülkemiz doğa olarak, mevsim olarak adeta bir cennet ve bu cennet Vatanımızı bizler koruyacağız;
geleceğe, çocuklarımıza emanet edeceğiz. Nasıl bu kadar hain bu kadar acımasız olunabiliyor ve bu
güzel ülkemize, insanımıza zarar verilebiliyor anlamak mümkün değil!
İki devlet tek millet dediğimiz Azerbaycan Ermenistan ile savaşıyor ve köyler kasabalar
bombalanıyor, şehitler var. Canımız yanıyor, içimiz kan ağlıyor. Ateşkese bile uymayıp kalleşçe sivil
vatandaşların olduğu bölgelere saldırıyorlar.
Tarihte de Hocalı katliamı gibi birçok katliam yapan Ermenistan hala katliam yapmaya devam
ediyor ve dünya bunu izliyor. Karabağlar’da yaptıkları zulümleri de yıllardır içimiz kan ağlayarak
izlemek zorunda kalıyoruz. Bu nasıl bir canilik, nasıl bir hukuksuzluktur ve dünya nasıl buna sessiz
kalabiliyor?
Türk Milleti olarak Azeri kardeşlerimizin yanındayız her zaman olduğu gibi ve acılarını yürekten
paylaşıyoruz. İnşallah bu savaş da biter ve Azeri kardeşlerimiz rahat bir nefes alır.
Ekonomik olarak da zor durumdayız ve salgın hastalık döneminde daha da zor bir dönem geçiriyor
insanımız.
İşsizlikte artış çok fazla ve herkes evine nasıl ekmek götüreceğini, nasıl geçineceğini düşünüyor.
Tanıdığım mühendis olan gençler bile tezgahtarlık yapmaya başladılar. Gençlerden bunu bile
bulamayanlar var.
Zaman zaman mecburen dışarı çıktığımda, manavın önünde düzgün giyimli kadınların manavın
attığı bozuk, çürük sebzeleri seçtiğini görüyorum günlerdir. Atılan çürük domatesleri ve diğer sebze ve
meyveleri hatta bir pırasayı bile temizleyip çantasına koyanları gördüm.
Maaş alanlar yettiremiyor, çünkü bu dönemde maaşı kesilenler var ve nasıl geçineceğini
bilemiyor. Kredi çekiyor ama ödeme günü geldiğinde de ödeyemediği için başka kredi ile kapatmaya
çalışıyor.
Esnaf zor durumda borçlarını ödeyemiyor. Kirası, elektriği, suyu ve diğer malzemeler derken
kendini borç batağında buluyor. Her gün birine de zam gelince, gelirleri de karşılayamayınca onlar da
borç batağında çırpınıp duruyor. Özellikle bu dönemde bir çözüm bulmalı devlet.
Bir de bu sorunlarla mücadele ederken aramızda cani ruhlular dolaşmaya devam ediyor ve
alınan bütün önlemlere rağmen kadına şiddet, kadınların canice öldürülmeleri devam ediyor. Hiç
akıllanmadı insanımız!
Bir durun! Zaten salgın hastalık yüzünden binlerce insanımızı kaybediyoruz bir durun Allah
aşkına! Yazık değil mi kadınlarımıza? İşkence gören, canice katledilen her kadınla bizim de canımız
çok acıyor ve yüreklerimiz yangın yeri!
Başımızda bunca dert varken bu salgın hastalıkla bari gerektiği gibi mücadele edebilsek. Çok zor
değil ki; sadece maske takacaksın, mesafeye ve hijyene dikkat edeceksin.
Bu kurallara uymayanlar yüzünden şimdi hastalıkta yine artış olduğunu üzülerek takip ediyoruz.
Bütün Dünya ülkelerinde de artış var ama en azından bizler, hepimiz kurallara uyalım ve bu hastalığı
bitiremesek bile azaltalım ülkemizde.

Aşı belki hastalığı bitirmede büyük etken ama ne zaman nasıl? Bir sürü soru ve üzülerek
gelişmeleri takip ediyoruz.
Sağlık çalışanları büyük bir özveri ile hastalıkla baş etmek için çalışıyorlar ve onlardan da
hastalığa yakalananlar, kaybedilen canlar var. Kurallara uymayanlar onları da düşünmüyorlar hatta
birçok sağlık çalışanı saldırıya uğruyor. Yazık çok yazık!
Evimize yakın düğün salonları var ve bakıyorum da yasak olmasına rağmen düğünler de devam
ediyor. Yine yasak olmasına rağmen asker uğurlamaları var. Maske, mesafe, hijyen kurallarına
uyulmayan toplantılar, partiler düzenleniyor.
Bir durun Allah aşkına, biraz sabredin, kendinizi düşünmüyorsanız da temasta bulunduğunuz
diğer vatandaşlarımızı düşünün! Kurallara uyarak yaşayanlar nasıl sabrediyor? Demek ki kurallara
uyarak yaşamak da mümkün ama bu sabırsız, dikkatsiz ve kurallara uymayanlar yüzünden hepimiz
risk altındayız. Yapmayın artık ve sabredin!
Elbet bu günler de geçecek ve rahatça yaşayacağımız günler de gelecek. Ama hep birlikte
kurallara uymazsak ve sabretmezsek bu hastalıkla mücadele daha da zorlaşıyor ve çok uzun zamana
yayılıyor.
Başka çaresi yok bu işin! Kurallara uyacağız, sabredeceğiz ve bu hastalıkla yaşamayı öğreneceğiz
bitene kadar!
İNSANLARA BİR ŞEY ÖĞRETMENİN EN İYİ YOLU ÖRNEKLERLE GÖSTEMEK
TABİİ Kİ BU ANLAYAN VE ANLAMAK İSTEYEN İÇİN GEÇERLİ
insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Sınıfın
karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer
elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içine bıraktı, vazoyu
yere koydu ve şöyle dedi: “Elmayı vazodan çıkarmayı başaran, elmayı yiyebilir.”
Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı
yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. “Elimi çıkaramıyorum!” Konfüçyüs, “Elmayı sıkı
sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır” dedi.
Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan
çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. “Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin
bir fikriniz var mı?”
Konfüçyüs, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine
düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyüs, “Fakat bu,
göründüğü kadar basit değil” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken.
“Bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek zordur, beceri gerektirir ve benliğinize karşı kazanılmış bir
zaferdir.
Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman
onu özgür bırakmalısınız.
Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz.
Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekârlığı hemen
durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz.” Konfüçyus
GÖNÜL BAĞI (alıntı)
  Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar. Kadın yerine oturur ve
davalının avukatı kadına yaklaşır
-Ayşe Hanım beni tanıyor musunuz ?
Yaşlı teyze cevap verir;
- Ah evet Avukat Bey sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taa o zamanlar bile aileniz için
tam bir baş belasıydınız. Sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım
dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz, 2 lira fazla kazanmak için herkesi satarsınız

Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur. Adam ne yapacağını bilemez bir halde
kadına tekrar sorar
-Peki Ayşe Hanım, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz ?
Kadın yine cevaplar;
-Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir.
Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor.
Yine herkes şokta! Bütün salonu bir uğultu kaplar. Hakim kürsüye tak tak tak vurup herkesi
susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek
kulaklarına şunu fısıldar.
-Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız inanın ki ikinizi de harcarım der.
Tanım üzeri yaklaşıma bakıldığında devletin kurumları; her yönüyle tökezlediğini birlikte
yaşıyoruz. Bizler mantığa bürünmeye devam ediyoruz. Ne zaman düşmanlı yaşamdan
kurtulacağız/uyanacağız?
Temelde adalet olmayınca, yama sistemi ile adaleti sağlanmaya, huzur ve güveni pekiştirmeye
yöneliyoruz. Bu mümkün müdür? Yama, asile ulaşır mı? Ruhi hastalık olan kültürden bir an önce
kurtulmamız lazım. Aksi takdirde gemi tuşlanacak...
Kathleen O’Meara’nın Şiiri, 1864 de yazmış, iyice okuyun
Türkçeye çeviren: Juan Botella Lucas ve Nurseren Tor
Ve insanlar evde kaldılar,
kitap okudular ve dinlediler.
Dinlendiler, egzersiz yaptılar,
Sanat yaptılar, oyun oynadılar
ve yeni varoluş yollarını öğrendiler,
durdular
daha derinden dinlediler ,
biri meditasyon yaptı,
biri dua etti,
biri dans etti,
diğeri kendi gölgesini keşfetti ,
insanların düşünceleri değişti,
iyileştiler.
Cahilce, tehlikeli, anlamsız ve vicdansızca yaşayan insanların yokluğunda,
dünya iyileşmeye başladı.
ve tehlike sona erdiğinde insanlar ölüleri için ağladılar
ve yeni kararlar aldılar,
yeni bir dünya hayal ettiler,
yeni yaşam biçimleri yarattılar,
Dünyayı tamamen iyileştirdiler,
Tıpkı kendilerini iyileştirdikleri gibi .
Kathleen O’Meara

Bir gün gelir; açmaz dediğin çiçekler açar, gitmez dediğin dertler gider, bitmez dediğin zaman geçer.
Hayat öyle bir sır ki; önce şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek.
MEVLANA

Yazı Tarihi : 17.10.2020