Hasan Akarsu
KARS VE ARDAHAN ÖYKÜLERİ: “HÜCREMDEKİ SİNEK” (*)

Mahmut Baycan 1950 Ardahan doğumlu olup gazete yazılarıyla tanınır. Şiir ve öykü yapıtları olan yazarın yeni kitabı “Hücremdeki Sinek”te birbirinden güzel on bir öykü vardır. Öykülerde Kars ve Ardahan insanının yaşamından kesitler buluruz. Ramazan’a Ramo, Eşref’e Eşo, Celal’e Celo vb. kısaltmalarla seslenilir. Yazar, öykülerinde çoğunlukla elöyküsel anlatımı kullanır.

             Ramo adlı öyküde, kentin yoksul bir mahallesindeki yaşantılara tanık oluruz. Ramoların evi anlatılır. Ramo, kızkardeşi ve küçük kardeşi Eşo, ayakkabı boyacısı Nadır baba, hasta yatağında dede, canı pirinç pilavı çeken. 1940’larda Afganistan’dan oralara gelip yerleşen bir ailenin yoksul yaşamı içler acısıdır. Askeriyenin artık yemeklerini almak için sıraya giren komşular… Evin gelini lokantaya koşup pirinç pilavı getirdiğinde, pilavı yiyemeden ölen dede… Diğer öykülerin adları da ilgi çekicidir: Gurbani, Gad Muzo, Sandalye, Çerçi, Hücremdeki Sinek, Vurgun, Karga, Aziz ile Krikor Usta, Aziz ile Gamander, Yılanlı Rasim.

         Yazar, öykülerin konularını yakın zamandan seçer. 1960 Devrimi’nin getirdiği özgürlük ortamında yaşananlara bakar. TİP’in kuruluşuna karşılık canı sıkılan emperyalizmin Ülkü Ocaklarını kurdurduğunu, gençleri birbirine kırdırdığını gözler önüne serer. Solculara yapılan işkenceler, polis copları, gençlerin köylere gidip çalışma yapma istekleri, deneyimsizlikleri ilgi çekicidir. Yazar, köylünün, işçinin arasına girip çalışmadan, onlar gibi olmadan etkili olunamayacağını sezdirir. Kasabanın yoksul mahallelerindeki yaşam, doğum yapacak olan kadının umarsızlığı, ters gelen bebeğin alınması için hastaneye gidildiğinde doktorun olmayışı, eve dönüp yazgıya razı olmak ve doğum sırasında kaçınılmaz ölüm yoksullar içindir. Ardahan’da kazların beslendiğini, kar düşmeden kesilmeyen yağlı kazların etinin lezzetli olduğunu biliriz. Anlatıcı, iki kazını yitiren kadının torunuyla kazlarını arayışını, bulduğu kazların onun kazları olmadığını anlayınca geriye götürüşünü, geceleyin hırsız sanılıp boynu vurulan ve felç olan torunun sonraki yaşamını ayrıntılarıyla anlatırken komşu ilişkilerini değerlendirir. Yoksulluk, parasızlık çocuklara da olmayacak şeyler yaptırırken, onları yeni arayışlara sürükler. Babasının bozuk paralarını görmeden alan çocuğun, fırından veresiye ekmek alırken üzülmesi, okul arkadaşı Asım ile köylere gidip çerçilik yapması, başarısız olunca düştükleri durum gerçekçi yaklaşımlara örnektir.

                 İşkenceye dayanabilmek için

         Yazarın kitaba ad verdiği “Hücremdeki Sinek” öyküsü, devrimcilerin yüzyıllarca yaşadıklarına ışık tutar. Hücredeki kadının karanlıktaki düşünceleri, işkencelere dayanma gücü, hücredeki bir at sineğiyle kurduğu bağlantı, sineğin savaşımcı gücü kendisine örnek olur. O kadar ki sinek olup sinekleşerek işkencelere dayanır. İşkenceci, sineği öldürdüğünde kadın da acıları duyarak bayılır. Anlatıcı, yoksul olup iş bulamayan ailelerin açmazlarını yansıtır. Açlığın, yoksulluğun, düşkünlüğün insanları kötü yola soktuğunu gösterir. Karga öyküsünde (deneme de olabilir) kargayı konuşturarak karganın gözünden insanı tanıtır. İnsanın kargaya bakışını anlatırken doğadaki gözlemlerinin gerçekçi olduğunu görürüz. Yazar, Kars yöresinde yaşanan Türk-Ermeni çatışmalarını da yaşlı insanların tanıklıklarıyla anlatır. Birbirilerine can borcunu unutmayan Türk ve Ermenilerin dostluklarının, egemen güçlerce nasıl düşmanlığa çevrildiğini gözleriz. Aziz ile Krikor Usta, Aziz ile Gamandar adlı öyküler buna iyi birer örnektir. Yılanlı Rasim öyküsü de kırsal kesimde doğayla iç içe yaşamak zorunda olan insanların başına her şeyin gelebileceğine tanıklık eder ve insanın umarsızlığını yansıtır.

        Yazar Mahmut Baycan, olay öyküleri yazarak Kars ve Ardahan yöresinin yoksul, umarsız insanını tanıtırken, yalın, akıcı bir dil kullanır. Özgün doğa betimlemeleriyle de ilgi çeker.

 

(*) Hücremdeki Sinek-Mahmut Baycan, Öykü, Kora Yayın, 1. Baskı, Ağustos 2020, 158 s.  

(Berfin Bahar, İstanbul, Aralık 2020)

Yazı Tarihi : 01.01.2021