Şafak LAYİÇ
KİMİN MUMU?

Hazreti Ömer, gece vakti mumunu yakmış, çalışmaktadır. Bu sırada evine bir akrabası gelir:

-Selamünaleyküm!

Fakat Hazreti Ömer, adamın selamını almaz; çalışmaya devam eder. Akrabası rahatsız olsa da, önemli bir ailevi konu olduğu için sabredip bekler. Hazreti Ömer, bir süre daha çalışıp işini bitirdikten sonra adamı cevaplar:

-Aleykümselam!

Adaletiyle nam salmış Halife, akrabasıyla konuşmaya başlamadan önce mumunu söndürür ve çekmecesinden çıkardığı başka bir mumu yakar. Adam mumların değiştirilmesine bir anlam veremez:

-Ey Ömer, kardeşim, bunu neden yaptın? Neden mumları değiştirdin?

Hazreti Ömer, belki de hepimizin kulağına küpe olması gereken şu sözleri söyler:

-Sen gelmeden evvel bir devlet işi yapmaktaydım. Bundan dolayı devletin hazinesi tarafından ödenmiş mumu kullanıyordum. Fakat sen benim bir akrabamsın ve her vakit evime gelebilirsin. Ancak seni, devletimin hazinesi tarafından satın alınmış bir mumla karşılayamazdım. İşte bu mum, kendi kesemden aldığım mumdur ve ben seni ancak bununla ağırlayabilirim. Yoksa haram yemiş olurum!

Ben bu hikâyelerle büyüdüm. Dini bütün rahmetli babam biz yedi evlâdına böyle kıssaları anlatmayı pek severdi. Ona ve bu hikâye kahramanlarına elbette çok şey borçluyum.

Bununla birlikte bazen düşünüyorum; acaba yöneticilerimiz bu ahlakı hayatlarına ne kadar geçirebiliyorlar? Milletin parasıdır, deyip ne kadar tasarruf yapıyorlar?

Öğretmen arkadaşlarımla birlikte yaptığımız drama uygulamalarında, özellikle genç meslektaşlarıma arada bir şöyle söylerdim:

-Bir öğretmen evinde ne kadar hazırlık yaparsa, sınıfta o kadar verimli

olur, az yorulur. Ancak tersine evinde ne kadar az hazırlık yaparsa, sınıfta o kadar verimsiz olur, çok yorulur.

Ben, meslek hayatım boyunca hep bu çeşit bir terazinin olduğuna inandım ve bu inanç içerisinde öğretmenlik yapmaya gayret ettim.

Sanıyorum aynı terazi yöneticilikte de var. Yani bir yönetici kendi rahatından, lüksünden ne kadar çok tasarruf yaparsa, yönettiği millet de o kadar refah içinde yaşar. Gelişmiş ülkelerde bunun örneği çoktur. Buralarda yaşayan milletler, bir yöneticinin en küçük bir müsriflini, bencilliğini, lüksünü gördüğünde onu hemen utandırıp istifa etmesini sağlarlar. Oralarda örneğin şöyle bir söz yoktur:

-Devletin malı deniz, yemeyen domuz!

Bize gelince… Onu da bir başka zaman konuşuruz…

Hoşça kalın…

Yazı Tarihi : 21.09.2019