Hasan Akarsu
KORONAVİRÜS ROMANI: “EVDE KAL VE ÖL” (*)

Ozan, yazar, ressam İbram Erdem üretkenliğini sürdürür. Bu kez dünyanın yaşadığı acımasız
salgına neden olan koronavirüsün eve kapanmak zorunda bırakılan yaşlılar üzerindeki etkilerini
irdeleyen romanıyla okurlarına ulaşır: “Evde Kal ve Öl”.
Romanda emekli yargıç Mustafa Bey’in ev içindeki yaşantısı, bunalımları, anıları başarıyla
yansıtılır. Eşini yitirmiş ve evinde yalnızdır. Apartmandaki alt komşusu avukat Çiğdem Hanım ilgilenir
onunla. Çünkü avukatlık öncesi yardımını görmüştür ve ilişkileri sürmektedir. Arada sırada yemek
getirir, gazetelerini alır Çiğdem. Yargıç Mustafa Bey, bu zor günlerde ölen komşusu Orhan Bey’den
kalan aletlerle ağaç oyma işleri, yontular yapar. “Evde Kal ve Öl” yerine “Diren ve Sev” ilkesiyle
hareket eder. Güneşlenmek için ev yakınına çıkar, Taksim’deki 01 Mayıs kutlamalarını, 12 Eylül
Darbesinin hazırlanışını vb. anımsar. Salgın yasaklarının, hareketsizliğin insanı öldürebileceğini
düşünür. Görevliler uyarınca, onlarla tartışır. Okul yıllarını, Nalan’la arkadaşlığını, tanımadığı bir
telefonla rahatsız edildiğini anlatır. Çiğdem’le gezintiye çıkar, her yerin betonlaştığından yakınır. Her
yer ıssızdır, virüs korkusu ve yönetim insanları içeride tutar.
Yargıç Mustafa Bey, yönetimin ekonomide çizdiği iyi tabloya güler. Virüsle ilgili yanıltıcı bilgilerin
ayırdına varır. Dişi ağırsa da virüs korkusundan doktora gidemez. Onun yerine yudumladığı rakıyı
gezdirir ağzında. Evdeki çiçeklere annesi gibi bakmaya özen gösterir, yitirdiği annesini ve eşini
düşünür. Çiğdem’in getirdiği mezelerle içer rakısını. Çiğdem’in annesiyle, babasıyla da iyi geçinir.
Çiğdem de onunla rakı içince içi ısınır. Görevliyken köylere gidişlerini, bir muhtarın ona güzel bir kızı
getirdiğini, ona tepki gösterdiğini vb. anımsar. Savcı Kâmil Bey’in ona oynadığı oyunları düşünür.
Odasına gelen kadının kendini sergilediğini, sırtına böcek kaçtığını söyleyip soyunduğunu, kaçmış
çoraplarını onun odasında çıkardığını vb. düşünüp geçmişiyle hesaplaşır: “… Herkes geçmişiyle
hesaplaşır, bu bir erdemdir benim bildiğim. Önemli olan, doğruları dizerek bugüne gelebilmek değil
mi? (s.85). Yaş farkı denilen saplantıya karşı çıkarken Çiğdem’e olan ilgisini yansıtır: “…Oysa yaşam
diye bir şey var elimizde. Nasıl yaşıyorsak öyle olması gerektiğini buyuran doğal yasa…” (s.89).
Çiğdem’i öper, ona ehliyet alması için yardım edeceğini söyler. Gece içmeye sürdürür ve sabaha kadar
içer. Virüsün dışarda olduğunu, pencereninse açık olduğunu düşünüp yasağın anlamsızlığını belirtir.
Dışarıya çıkıp çiseleyen yağmurun altında yürür. “Virüs neredeysen çık ortaya” (s.97) diyerek ona
meydan okur aklınca. Cebindeki rakı şişesinden yudumlayıp dolaşması da tepkisini, yaşama sevincini
yansıtır. Yasaklara başkaldırır. Evine döner, kendisini iyi duyumsar, böyle bir gece geçirdiğine sevinir.
“Yalnızlık çoğaltıyor insanı” (s.102) diye düşünür. Gençlik yıllarını anımsar, üç arkadaşıyla kırlara çıkıp
çadır kurduklarını, ateş yakıp et pişirdiklerini, şarap içtiklerini ve yağmur yağınca çadırlarını suyun
bastığını vb. Çiğdem’i düşler ve tam telefon edecekken Çiğdem arar, sevinci çoğalır. Yaşama
tutunmanın mutluluğunu yaşar bu zor günlerde.
İbram Erdem, “Evde Kal ve Öl” ilkesine, yasaklara başkaldıran, yaşama sevincini yitirmeyen, yaşlı
bir yargıcın yaşamından kesitler verir. Salgın yıllarında yaşananlara tanıklık eder.
(*) Evde Kal ve Öl-İbram Erdem, Roman, Barış Kitap, 2020, 116 s.
(Öykü Şiir, Ankara, Şubat 2021)

Yazı Tarihi : 19.02.2021