Muhsin Durucan
KÖY ENSTİTÜLERİ ve OKULLARIMIZ

"Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,

Milletin her kazancı milletin kesesine

Toplandık baş çiftçinin, Atatürk’ün sesine

Toprakla savaş için, ziraat cephesine.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: )

(Güftesi B. Kemal çağlar tarafından yazılan ve bestesi A. Adnan Saygun tarafından yapılan bu marş, önce 'ZİRAAT MARŞI' olarak düzenlenmiş daha sonra bütün köy enstitülerinin ortak marşı olmuştur. İşte Köy Enstitüleri Marşı'nın ilk dörtlüğü...)

*

Nitelikli eğitimci ve her zaman övgüyle andığım yeri aydınlık olası ilkokul öğretmenim Tahsin Ayver’den köy enstitüleriyle ilgili güzel sözcükler işittim!

Bize uyguladığı köy enstitüsüne uyumlu öğretim ortamında yetiştik. Yaptığımız kümeslerde civcivlerimiz tavuk oldu. Arılarımız oğul verdi. Okul bahçesinde sebzeler yetiştirdik. Öğretmen olmak için yoğun içinde güdülendik. (O zamanki sınırlı çabalarımız, birilerince hep kösteklendi.)

Köy çocukları, 100 metrelik koşuya 50 m. geriden başlarlar. Ortaokulu okumak için köyden şehre geldik. Dört arkadaş bir göz dam evde barındık. Lambanın ışığında ders çalıştık. Arayı da kapattığımız gibi, ilçede başarılı da olduk!

Yakınımızdaki Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu’nun çift sınavını kazanarak yatılı öğrenci olduk. Çevrenin ilgi odağı durumuna geldik. Okulumu sevdik! Mahmut Saral, Mutlu Can ve Aydın İpek gibi meslek dersleri öğretmenlerimizden öğretmenlik bilgisi edindik. Öğretmen olacağız, ülküsüyle yattık ve yine aynı coşkuyla uyandık!

Mor, öğretmen okullarının rengiydi. Mor şeritli şapkalar giydik. Büyüklerimizi saydık, küçüklerimizi sevdik! Okullarımızda okuma, yazma, şiir ve sanat sevgisi edindik. M. Sunullah Arısoy’un Karapürçek romanını, Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ünü ve Memet Türkkan’ın Güneşin Katli’ni okuduk. İdealist bir ruhla yetiştirildik. Güzel Türkçemizi, bayrağımızı, Atatürk’ümüzü ve yurdumuzu sevdik! Nokta kadar çıkar için virgül kadar eğilmedik!

 

İlköğretmen okullarımızda öğretmen kimliğiyle yetiştirildik. 68 kuşağından olmanın çilesine koşut onurunu yaşadık! Edindiklerimizi, öğrencilerimize ve halkımıza aktarmak ve onları yetiştirmek için gecemizi gündüzümüze kattık. Jean Paul Sartre’nin tanımlamasına özdeşik: “Aydın, çabası hâkim sınıfça suç sayılan kimse...” olduk. Bir yaşam yolculuğundaki çaba ve çalışmalarımız, egemen çevreleri ürküttü! Onların sincice karşı eylemleriyle sürüldük, kıyıldık! Kızımın: " Yine mi taşınacağız Baba? " sorularına yanıt vermekte zorlandım! Yıllarca sürgünlerde kaldık. Ne ki kırıldık ama eğilmedik. Görev bilinciyle hiçbir zaman yüreğimizden sevgiyi eksiltmedik! 

                                                                           ***

Anımsanacağı üzere Köy Enstitüleri; 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile ilkokullara öğretmen yetiştirme erekli, tarım yapmaya uygun geniş arazisi olan köylerin yakınlarında, iyi niyetle açılmış eğitim kurumlarımızdır. Ülkemize köy öğretmeni yetiştiren, doğu - batı arasındaki eğitim eşitsizliğini ortadan kaldırabilecek bir sistemdi.

1946 yılında hükümetin yaklaşmakta olan seçimleri yitirme endişesine kapılarak, tek parti içindeki karşıt milletvekillerinin gerçekleştirdiği kampanya sonucunda, öğretim programında değişikliklere giderek ereğine koşut “İşi için, iş içinde eğitim” ilkesinden uzaklaştırılmıştır. İlerleyen yıllarda öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954 yılında da kapatılmışlardır.                                                               

Mehmet Bayrak’ın hazırladığı “Köy Enstitülü Yazarlar ve Ozanlar” adlı yapıtını okuduğumuzda kapatılan bu enstitülerde nitelikli yazarlar ve şairler yanında sanatçılar yetiştiğini öğreniyoruz. O güzelim kurumları “ Kapatmakla yazık etmişler! ” Demekten de kendimizi alamıyoruz!

 

Egemen çevreler, bilinçli olarak köy enstitülerini kapatıp eğitim ortamımızı çoraklaştırdılar. Köyleri boşaltmayı planlayarak ereklerine ulaştılar. Şimdi köyler tarımsız, okulsuz ve öğretmensiz kaldı. Öğretmenin yerini imam aldı. Seçimlerde kimi  politikacıların işleri kolaylaştı!

 

Şimdilerde Ahmet Kutsi Tecer’in söylediklerini ne ki biz, diyemiyoruz: Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür / Gezmesek de tozmasak da / O köy bizim köyümüzdür.”

 

Köy enstitüleri, elimizden kaçırdığımız en büyük eğitim projesidir. İlerlemekte olan kimi uluslar, kapatılan (21) köy enstitü uygulamasını örnek alıp ülkelerinde uygulamaya koymayı ve yararlanmayı başardılar. Ne ki sık sık ve hükümetlere göre değişiklik gösteren milli eğitim politikaları ile eğitimde kalite olanaklı olmuyor. Eğitimimiz çok kan kaybetti, şu an bile kaybediyor! Atamalarımız demiş ki: “Ne ekersen onu içersin!”  Geliniz güzel bir şiire dönüş yapalım ve dikkatle okuyalım!

ABECE

Eserimden biri dersen enstitü,
Ne idi Mecliste onca gürültü?

Canlar, en güzel gün, on yedi insan
Haber geldi, başkent Ankara’dan
Köy çocukları öğretmen olacak
Yaman kavradık abc’yi yaman!

Kulaksız eşekle düştük yollara
Yollar çamur, dağlar alaca karlı
Bir tavşan sıçradı, sonra karaca
Köprüyü sel almış, Zamantı yamanı!

Dilinden düşmedi Avşar ağıdı
Hani boz meşeli, Koramaz dağı
Göründü okulun bahçesi, bağı
Horonu, halayı, bengisi yaman!

Kazma, kürek, örs, çekiç, mizan, tırpan
Meyveli, meyvesiz, binlerce fidan
Ne sel baskını oldu, ne de şivan
Yaman kavradık, kazmaları yaman!

Sabanı bıraktık kotana döndük
Elma, armut, kiraz dalında gördük
Ağanın zulmüne boyun eğmedik
Yamandı, örümcek ağları yaman!

Hor gördü bedelci, hor gördü bizi
Karanlık güçlerin, çamurdu izi
İşlik, çiftlik, derslik, hep dizi dizi
Yamandı ibibik, ötüşü yaman!

Öncü, Kemal Paşa, İsmet Paşaydı
Yücel’di, Necati’ydi, Arıkan’dı
Tonguç piramidin tabanıydı
Yamandı sazımız, sözümüz yaman!

Enstitülü görsem babam görünür
Lozan der, cumhuriyetle övünür
Bozkır dersen al yeşile bürünür
Yamandı vurulan kazmalar yaman!

Ozan Nebi DADALOĞLU  

Yazı Tarihi : 19.04.2021