Cahide Ulaş
ÖZGÜR OLMAYI HER ZAMAN ÇOK İSTİYORUZ AMA BU DÖNEMDE OLDUĞU GİBİ BAZEN BUNU YANLIŞ VEYA EKSİK ANLIYORUZ

Özellikle bu salgın hastalığı yaşadığımız dönemde özgür olmanın ne kadar önemli olduğunu çok
daha iyi anladık. Hastalığın çıktığı ilk dönemlerde hepimiz evlere kapandık. Manzaramız dört duvardı
ve dışarısı pencereden gördüğümüz kadardı.
Özlemlerimiz bu dönemde epeyce çoğaldı ve tutuklu yaşamlarımızda en çok dışarı özgürce
çıkabilmeyi özledik. Özellikle şehir hayatında apartmanlarda yaşayanlar temiz havada nefes almayı, en
azından biraz da olsa yürümeyi, yeşillikleri, denizi, hasret kaldığımız o insan yüzlerini özlemeye
başladı.
Evde ne kadar hareket etsek de, koridorları yürüyüş pistine dönüştürsek de dışarıda temiz
havada güneşin ışıkları altında olmayı çok özledik!
Sonra konulan tedbirlere uyarak dışarı çıkma izni verildi. Maske takacaktık, mesafeye dikkat
edecektik ve özellikle el temizliği çok önemliydi.
Kısıtlı da olsa özgürlüğün geldiğini duyan herkes kendisini dışarı attı. Ama işte yine tedbirlere
uyarak konulan bu özgürlük yine yanlış anlaşıldı.
Sokaklar, çarşılar, park ve bahçeler doldu taştı. Hani, maske takacaktık. Takıyoruz işte dediler
ama maske çene altında ya da burun açık kalmış şekilde takılmış veya hiç takılmamış.
Mecburen dışarı çıktığım günlerde yanımdan geçen maskesiz iki genç aralarında “sanki herkes
maske mi takıyor “ diye konuşup maske takmamalarını savunuyorlardı.
Bir baba çocuğunu gezdiriyordu ve maskesi elindeydi. Bir müddet sonra maskeyi sokağın
ortasına attı ve hiçbir şey olmamış gibi çocuğunun peşinden gitti. O sokakta gençler de sarmaş dolaş
muhabbet ediyorlardı.
Bu muydu tedbir alarak özgürce dışarı çıkmak?
Bir taraftan da ambulans sirenlerinin sesi içimizi acıtırken nasıl bu kadar duyarsız olunabilir
anlamak mümkün değil!
Bir de kalabalıklarla asker uğurlamaları, taziyeler, nişanlar, düğünler de başlayınca gördük ki;
bu virüs de boş durmamış ve birçok kişiyi yine yakalamış.
Tam hastalığa yakalananlar, ölümler azaldı ve belki bu zorlu dönemi atlatıyoruz derken baktık
ki; hastalananlar ve ölümler çoğalmaya başladı. Yeniden korkmaya başladık ve içimize kapandık. Her
akşam sonuçları öğrenmek için televizyonda haberlere kilitlendik.
Sevdiklerimizi de çok özledik ama bu bir sabır sınavı ve sabredeceğiz.. Başka çare yok!
Artık tedbir almadan dışarı çıkmak yok! Bunu bir anlasak belki daha çabuk normale döneceğiz.
ÖZGÜR OLMANIN ANLAMI VE ÖNEMİNE DE BİR BAKALIM
Türkçe Sözlük özgürlüğü şöyle tanımlıyor.
1-Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir
şarta bağlı olmama durumu, serbestî:
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak
karar vermesi durumu, 
Budist öğretiler; özgürleşmeyi, bireyin döngüsel varoluşun acılarından kurtulması olarak
tanımlıyorlar.
Özgürleşmenin kişinin kendi huzuru için büyük bir amaç olması gerektiğini savunuyorlar. Ve
başkalarına zarar vermekten vazgeçmenin yanı sıra bunu yapmakla ilgili birincil ve ikincil düşünceleri
de terk edilmesini öneriyorlar.
Halk arasında ise kafasına göre takılmak, kendi bildiğini okumak şeklinde tanımlanıyor.
Bu üç farklı kaynağa ait tanımları tek bir cümlede toplarsak, şöyle bir tanım ortaya çıkar;
“Kafamıza göre takılabildiğimiz, bildiğimizi okuyabildiğimiz, dış etkenlerden etkilenmeden,
kısıtlanmalara bağlı olmadan bağımsız düşünüp, davrandığımızda, acılardan kurtulduğumuzda
kendimizi özgür hissedeceğiz.“ 
Şimdi de bu tanımı ilk kelime grubundan başlayarak analiz edelim.

Neden kafamıza göre takılmayıp, bildiğimizi okuyamıyoruz?  
Çünkü; diğerlerinin nasıl düşündüğü çok önemli.
“Çok para kazanamazsam, şöyle bir insan olamazsam, şunun tarafını tutmazsam, ona destek
veremezsem olmaz! Sonunda yalnız kaldığımın resmidir. “ şeklinde düşündüğümüz sürece kafamıza
göre takılamayacağız.
Bu durumda sorumuz şu; Gerçekte özgürlüğümüzü kısıtlayan kim ya da neler?
Neden dış etkenlerden etkilenmeden, bir takım kısıtlamalara bağlı olmadan bağımsız
düşünemiyor ve davranamıyoruz?
Çünkü diğerlerinin neler yaptığı çok önemli. Hatta bu duruma “sosyal medyayı takip etmek”
 deniliyor. Sosyal medyayı takip ettiğinizde neler oluyor?
Kişisel değerleri, doğru bildiklerimizi, etik kuralları bir kenar da bekletiyoruz. Onlar kenarda
bekletildikçe, unutulup gidiliyorlar. Bu durumda değerlerine arkası çevirerek, kendini sınırlandıran
kim?  
  Acılardan kurtulmak neden çok zor? 
Çünkü bir şekilde birileri çıkar ve haksızlık yapar. Bunun üzerine haksızlık yapan arkadaşımızı,
diğer arkadaşlarımıza şikayet ederiz.
Televizyon dizilerindeki haksızlık temasına rast geldiğimizde hemen arkadaşımızı hatırlarız. Onu
her hatırladığımızda ise tekrar öfkeleniriz. Arkadaşımızın yaptığı doğru bir hareket olmasa da sadece
bir kereliğine yapılmıştır.
Geçmişteki bir olayı, sürekli gündemde tutmak acıyı yok edeceğine daha da yoğunlaştırır. Başka
bir acı örneğinde ise şöyle olur; Sürekli huzuru ararız ama yine de  diğerlerinin işine karışmaktan da
kendimizi alamayız. Bu da bizi negatifte bırakır.
Negatif enerjinin  acı vermesi ise doğal bir sonuçtur. O zaman acının hayatınızda olmasının 
gerçek suçlusu kimdir?
 Dalai Lama’nın çok sevdiğim bir sözü var;
“Eğer herhangi bir sorun varsa, önce sorunun çözümü olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer
yapabilecek bir şey var ise üzülmeye gerek yoktur. Yapılabilecek bir şey yoksa yine üzülmeye gerek
yoktur. “
  Bizi kısıtlayanın seçimlerimiz, düşünce tarzımız, davranışlarımız, laflarımız olduğu ortaya çıktı.
Eğer bu konuda bir şey yapmak istemiyorsak; kendimize, düşüncelerimize, davranışlarımıza,
ağzımızdan çıkan veya çıkacak olan sözlerimize dikkat etmemiz gerekiyor.
Mahatma Gandi'nin de söylediği gibi:
“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”
BİR HİNT MASALI VE ÇIKARILAN DERSLER
Bir Hint masalında, bir FARE; Kedi korkusu sebebiyle devamlı endişe içinde yaşamaktadır.
Büyücünün biri FAREYE ACIR ve onu bir KEDİYE Dönüştürür. Ama Fare, kedi olmaktan son
derece mutlu olacağı yerde bu kez de KÖPEKTEN korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir KAPLANA Dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde, bu sefer
AVCIDAN KORKMAYA BASLAR.
Büyücü bakar ki ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok, onu tekrar ESKİ
HALİNE döndürür ve der ki;
- "Sana yardım edemem. Çünkü senin KORKUN, CİSMİNİN değil YÜREĞİNİN
KÜÇÜKLÜĞÜNDEN kaynaklanıyor"
İnsanların da çoğu, BÜYÜK bir YÜREK taşımadığı için KORKAR.
Shakespeare der ki:

'İnsanların çoğu düşünmekten korkar, SORUMLULUK GETİRECEĞİ İÇİN.
Konuşmaktan Korkar, ELEŞTİRİLMEYE SEBEP OLACAĞI için.
DUYGULARINI ifade etmekten korkar, REDDEDİLMEKTEN korktuğu için.
SEVMEKTEN korkar, kaybetmekten korktuğu için.
SEVİLMEKTEN korkar, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
YAŞLANMAKTAN korkar, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
UNUTULMAKTAN korkar, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ÖLMEKTEN korkar, ASLINDA YAŞAMAYI BİLMEDİĞİ için...

BULUŞMAK ÜZERE
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can Yücel
Ağzınızdan çıkanlara daima dikkat edin . Çünkü bir sözü unutmak bir yüzü unutmaktan çok daha
uzun zaman alabilir...
Louis Aragon...

Yazı Tarihi : 22.06.2020