Hasan Akarsu
“SARHOŞLARIN PERŞEMBESİ” (*)

Jaklin Çelik öyküleriyle tanınır. İlk romanı “Öfkenin Şenliği” 2011’de yayımlanır, “Sarhoşların Perşembesi” yeni romanı olup İstanbul’un Sarayburnu-Yedikule arasındaki yarımadada yaşananlardan kesitler yansıtır. On dört bölümden oluşan romanda semtteki görüntülerin ustalıkla betimlendiği gözlenir.

          Romanı bitirdiğinizde kâgir bir evde yaşananlar gözünüzün önünde canlanır. Yüklenicilikle İstanbul’da yüksek binalar yapan Beyefendi’nin işini bıraktıktan sonraki yaşantısı acıklıdır. Rumlardan kalma evi restore edilmiş olup antika eşyalarla doludur. Mahzendeki dehlizde şişelenmiş, yıllanmış şaraplar vardır. Yüklenici Beyefendi Karadenizlidir, varsıllığında babasının da payı vardır. Şarapçılık da yapar. Birçok kadınla yaşarken boşadığı eşi akıl hastası olur. Kemik veremi olan oğlu ölür. Yaşlılığında bu evde ona bakan bir Yardımcı, bir de yaşanan “Ayyaş Ayaklanması” vardır. Alzheimer tanısı konduktan sonra zor günler geçirir. Kiracısı Berduş’un yaşamı da ilginçtir. Ekonomi okumuştur. Annesi üniversitede görevli, babası bir cerrahtır. Buna karşın her şeyden elini çekip kız kardeşinin verdiği parayla yaşamaya çalışır. Beyefendi’nin şaraplarını aşırdığı anlaşılır. Sultanahmet’te buluşup tanıştığı kız arkadaşıyla ilk iletileri şiirseldir. Kız: “İki ayrı karanlığa düşmüş bir geceyiz. Gün ışır ve birbirimizden gideriz” derken, Berduş: “Ölüm iyidir, ağrısını alır hayatın” der (s.56). Daha sonra intihar etmek istediği de yansıtılır romanda.

           “Ölümü de unutacak mıyım?”

        Yazar, Beyefendi’nin evinin bulunduğu semti, caddeyi ustalıkla anlatır. Köşede oturup dilenen göçmen Dilenci Kadın, on iki yaşlarında göçmen çocuk Karakuru, kör bir köpek, karşıda 1538’de yapılmış tarihi bir hamam ve işleten Hamamcı, yanında işkembeci dükkânı, evin bahçesinde ev sahibinin iki köpeği bu tablonun içindedir. Yazar, “Yoksulluğun işaret dilini bilen” göçmenlerin yaşama tutunma çabasını, sur diplerindeki uyuşturucuları, tecavüzcüleri başarıyla yansıtır. Beyefendi’nin işlerini bir avukat hanım yürütür. Vasiyetini de hazırlayıp dosyalara koyar. Yardımcı, gizli dosyalara bakar ve kendisine de bir ev bağışlandığını öğrenir. Bey’den istediği de bir evdir. Beyefendi, yaşamının sonuna doğru bir vicdan hesaplaşması içine girer. Hastalık, yaşlılık ve ölüm üzerine düşünür. Doktoruna “Ölümü de unutacak mıyım?” sorusunu sorduğunda bunamıştır artık. Sanrılar içindedir, bakımı zorlaşır.

      Yazar, Dilenci Kadın’ın kıyıya yanaşacak bir tekneyi bekleyişini, kaçış umudunu, çeşitli ülkelerden gelen insanların dolaştığı sokağı, bodrumlardaki yaşantılarını, kadının içinden geçenleri şiirsel bir dille yansıtır: “Şansım olsaydı buralara sürüklenmezdim, şansım olsaydı ülkem, evim, ailem, her birimiz bir yerlere dağılmazdık. Şansım olsaydı kocam yanımda olurdu, şansım olsa… bu dünyaya hiç gelmezdim” (s.134). “Sarhoşların Perşembesi” günümüz İstanbul’unun tarihsel yarımadasında yaşananlardan kesitler bırakıyor önümüze. Kısa, özlü bir roman olduğunu belirtmeliyiz.

 

(*) Sarhoşların Perşembesi-Jaklin Çelik, Roman, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2020, 138 s.

(Saray Özgür Sanat-5- Şubat 2021)

Yazı Tarihi : 08.03.2021