Cahide Ulaş
SEVGİ SAYGI RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ IŞIĞINLA AYDINLANMAYA DEVAM EDİYORUZ RAHAT UYU ATAM

Atatürk’ü anlamak, sevmek, değerlendirmek ve tanımak bir bilgi aktarım işi değildir fakat akıl
yoluyla inceleme, düşünme ve yaptıklarının derinlerine inme sorunudur.
Orhan Hançerlioğlu’nun 1961 yılında Varlık Dergisinde belirttiği gibi:
Atatürk’ü anlamak ve sevmek, bir düşünceyi anlamak ve sevmek demektir. Türk tarihinde
Atatürk’ün kişiliğinde beliren, yalın bir gerçekçilikle açığa vurulan bu düşünce, çağdaş uygarlık
düşüncesidir. Çağdaş uygarlık deyiminden, bilim ve bilimin gücüne inanmayı, insan haklarına karşı saygı
duymayı, çalışmanın değerlendirilmesini, ileriye yönelmeyi ve erdemli olmayı anlıyoruz.
Çağdaş uygarlığı yaratan, gereği gibi değerlendiren insan gücüdür, insan emeğidir. Çağdaş uygarlık
düşüncesi, bütün insanların eşitliğine, özgürlüğüne ve saygıdeğerliğine inanmaktan doğmuştur. Atatürk,
insanı, kesinlikle ussal bir kimlik içinde görmek eğilimindedir.
Akılcılığı “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” sözleriyle ifade etmiştir. Nadir Nadi’nin 10 Kasım
1958 yılında işaret ettiği gibi “
“Yaşama iradesini akıl yoluyla kamçıladığı zaman Doğu ve Batı arasında hiçbir üstünlük farkı
kalmayacağını ilk gösteren Adam Atatürk’tür.” Atatürk’ü anlamak ve sevmek, erdemli olmaktır.
Atatürk’ün ülkemizin bugünlerdeki durumunu özetleyen şu tümcesinin önemini de vurgulamalıyız:
“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık istikballerini
kaybetmeye mahkumdurlar”..
Yurdunda olduğu kadar dünyada da barışı özleyen, birbirine sevdirmek gerektiğini savunan Atatürk
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” özdeyişiyle düşüncesini vurgulamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk 1929 da “ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim
fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” demiştir.
Kısaca: Mustafa Kemal, bir ülkü, bir düşünce sistemi, her alanda kurtuluşun, uygarca yaşamanın,
adam olmanın, yücelmenin hızı, gücü ve kaynağıdır.
Mustafa Kemal’in sözlüğünde bağımsızlık, bir devrimci birikimin adı, bir devrimci eylemin yöntemi
olmuştu.
O’nun “Hangi bağımsız millet vardır ki ecnebilerin nasihatleri ile, ecnebilerin planları ile
yükselebilsin” sözlerini günümüze taşıyıp yorumu sizlere bırakıyorum.
O’nu çağın önüne geçiren en özlü niteliği, başkalarının göremediğini tam zamanında görerek ve
cesaretle, başkalarının yapamayacağı biçimde yapmış olmasıdır.
Atatürk yalnızca kendi ulusu için değil, ezilen birçok ulusun da devrim simgesidir. 1996 yılında ölen
Haiti Cumhurbaşkanının mezar taşındaki hitabede;
“Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamış ve uygulamış olmaktan
dolayı mutlu öldüm” yazısı bulunmaktadır.
Milli birliği pekiştirmek için vurguladığı “ Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüyle Türk insanına
öncelikle millet olma onurunu kazandırmıştır.
İsmet İnönü’nün 22 Kasım 1938 de yazdığı gibi bu deyiş Atatürk’ün engin ruhunun, hiç sönmeyen
aşkını en anlamlı bir şekilde özetlemesiydi.
İlknur Kalıpçı’nın “Her Yönüyle İnsan Atatürk” adlı kitabında belirtilen ve Atatürk’ün doğumunun
yüzüncü yılı nedeniyle yapılan UNESCO toplantısında, 152 ülkenin imzaladığı bir kararla, çağa damgasını
vuran önder olarak oy birliği ile kabul ettiği bildiride Atatürk şöyle anlatılmıştır.
ATATÜRK KİMDİR?
“ Atatürk, uluslar arası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi; Olağanüstü
devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci; Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder; İnsan
haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü; Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk
ayrımı gözetmeyen, eşsiz Devlet Adamı; Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu” metni ile Atatürk’ ü nasıl
anlamamız gerektiği açıkça vurgulanmıştır..

Atatürk diyor ki “Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim
bugün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım”
Bir bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, arkeolojik kazılara gidiyor, tren
raylarının genleşme hesabını yapıyor, şehirleşme planları yapıyor, tiyatro eseri oynatıyor. O’nun hiç
unutulmaması gereken şu özdeyişini de unutmamalıyız:
“Geçmişi ne kadar çok unutursak geleceği korumak o kadar zor olur” Bu nedenle O’nu anmayı
bırakıp düşüncelerini anlamaya çalışıp, yakamızda taşıdığımız kadar fikir ve eylemlerimize de
taşıyabilmeliyiz.
* Yüce Atatürk, 1937 yılında milli ve ebedi vasiyetinde;
“Gençler; benim gelecekteki emellerimi üstlenen gençler…
Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnunum
ve mutluyum. Buna cidden sevinmekteyim. Fakat beraber yaşadığımız müddetçe benim hedefime
yürümenizi talep etmek, meşru bir hakkım olarak tanınmalıdır.” biçiminde seslenmiştir.
Atatürk; kurucu, yapıcı, geliştirici ve daima ileriye, çağdaşlaşmaya yönelen, enerjiyi milletten,
milletin vicdanından, inançlarından ve özlemlerinden alıyor; topluyor ve bir güç oluşturarak tekrar
millete yansıtıyordu. Atatürk gerçeğinin en önemli özelliği de buydu.
Atatürk, ülke sorunlarını çözerken daima aklın ve ilmin gereklerine göre hareket etmiştir. Olayları
geniş ve detaylı düşünmüş, basit hedefler peşinde değil, gelecek nesilleri bile rahat ve huzur içinde
yaşatacak köklü çözümler peşinde olmuştur. Her zaman vatanın ve milletin menfaatlerini gözetmiştir.
Atatürk'ün belki de en önemli vasfı bir eylem insanı olmasıdır. Yani düşündüklerini sadece lafta
bırakmaması, onu gerçekleştirmek için derhal harekete geçip ortaya somut bir şeyler koymuş olmasıdır.
Bu nedenle Atatürk'ü anlamak, onu sadece birtakım süslü sözlerle övmek değil, onun fikir ve
düşüncelerini eyleme geçirebilmektir.
Sadece 10 Kasımlarda değil; yüreğimizde sonsuza kadar taşıyacağımız ve gelecek kuşaklara da
aktaracağımız sevgisiyle, her zaman bizlere bıraktığı ve yolumuzu aydınlatan değerlerle, bizlere bıraktığı
bu vatana kanımızın son damlasına kadar sahip çıkarak; yüreklerimizde ve tüm yaşamımızda yaşamaya,
yaşatmaya devam edeceğiz ve daima sevgi saygı minnet ve rahmetle anacağız.
Çizdiğin yolda, gösterdiğin hedefe emin adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz.
Mekanın cennet olsun, ruhun şad olsun Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk!
TEKİRDAĞ’IN TARİHİ VE 13 KASIM TEKİRDAĞ’IN KURTULUŞU
Balkan Savaşlarında (1912) Bulgar işgaline uğrayan Tekirdağ toprakları , 1913 yılında düşman
işgalinden kurtarılmıştır.
I. Dünya savaşından sonra Mondros Mütarekesi'nin verdiği imkanlardan faydalanan Yunan
kuvvetleri 20 Temmuz 1920'de Tekirdağ'ı işgal etmiş ise de 13 Kasım 1922'de Yunan işgali de sona
erdirilerek Türk yönetimine geçmiştir.
20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince girişilen yeni örgütlenme sırasında
Tekirdağ il olmuş, ancak; Kurtuluş Savaşı’nın güçleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin
ilanından önce 15 Ekim 1923 tarihinde İl merkezi olmuştur.
Tekirdağ'ın unutamadığı mutlu günleri arasında 24 Aralık 1840'da Büyük Vatan Şairi Namık
Kemal'in bu ilde doğması..
Çanakkale Destanı'nı yaratan 19. Tümen'in, Mustafa Kemal'in önderliğinde Tekirdağ'da
hazırlanması..
23 Ağustos 1928'de Atatürk'ün Harf İnkılabı vesilesiyle Tekirdağ'a gelip Başöğretmen olarak ilk
dersi vermesi Tekirdağ tarihine damga vuran olaylardır.
Tekirdağ`ın tarihi Trakya`daki diğer illere paralellik gösterir; ilk olarak Traklar tarafından iskan
edilen bölge, Makedon, Pers, Roma ve Bizans egemenliğinin ardından 1361 senesinde Türklerin eline
geçer. 1720-1735 yılları arasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu`na karşı bağımsızlık mücadelesi
veren asi Macar prensi Rakoczi`ye de ev sahipliği yapmış olan Tekirdağ, Osmanlı döneminin sonlarında
Edirne vilayetine bağlı bir sancak merkezi idi. 
93 Harbi`nde (1878) Rus, Balkan Harbi`nde (1912) Bulgar ve Birinci Dünya Savaşı

`ndan sonra (1920-1922) Yunan işgali yaşayan il, Kurtuluş Savaşı ile gelen zaferin ardından 13 Kasım
1922 tarihinde kalıcı olarak Türk topraklarına katıldı. 
ATATÜRK BİR ÇIKIŞTIR, VARIŞ DEĞİL
Atatürk bir çıkıştır, varış değil.
Varmak tükenmek demek, Atatürk tükenmez,
varmak ölüm demek, Atatürk ölmez.
Ben ölürüm, benimle bir eksilir Atatürk,
sen doğarsın, o doğar, başkaları doğar;
sizinle bin doğar, bin çoğalır, bin yücelir,
dünya sürer, yaşam sürer, sürer Atatürk.
Atatürk bir yönün adı, özgürlüğe, uygarlığa, ileriye
bir parlamış, bir sönmüş, işte yolun demiş,
Atatürk bir ufkun adı, dağın değil,
Himalaya kadar bile olsa, dağın değil.
Dağ durur, oysa ufuk yürür.
Her ufukta Atatürk büyür.
Her ufukta yenilenir bir kez.
Atatürk bir ilk hızdır doğadaki,
tohumu çatlatan bir güç,
kozayı delen ilk vuruş,
kuşun kanadındaki ilk günü,
koş demiş, atıl demiş sana, durulur mu?
Atatürk durmuş mu ki sen durasın?
Atatürk susmuş mu ki sen susasın?
Atatürk ölmüş mü ki sen ölesin?
Atatürk bir kavganın adı, her gün yenilenen,
her gün değişen düşmana karşı.
Bilgisizliktir bu düşmanın adı çok kez,
geriliktir, aptallıktır, dönekliktir.
Çıkarcılık, neme gerekçilik, vurdumduymazlık,
korkaklık, eyyamcılık, yalancılık,
bir bakarsın topla tüfekle yürür üstüne,
bir bakarsın gülücüklerle, okşamalarla gelmiş,
bir bakarsın, seni ta içinden kemirir bir kurtçuk.
Atatürk bir ak törenin, bir buluncun adı,
her gün bizi bir kez daha uyaran,
her gün bizi bir kez daha yürüten doruğa.
Yiğitliğe, namusluluğa, doğruluğa,
her gün bir kez daha yarışalım diye kendisiyle,
o en güzele, en yüceye, en doğruya... ~ Orhan ASENA ~
Atatürk, yalnız Türk ulusunun değil, özgürlüğü uğrunda savaşan bütün ulusların önderiydi. Onun
direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.”
Madam SUCHETA KRİPALANİ- Hint Parlamento Heyeti Başkanı

Yazı Tarihi : 12.11.2021