Şafak LAYİÇ
STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

Philip Zimbardo adlı bir sosyal psikolog, Stanford Üniversitesi’nin bodrum katında inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyan veya mahkûm rolü yapabilecek gönüllü 24 üniversite öğrencisi belirler. Diğer deney sorumluları, iki hafta sürecek deney için katılımcıların her birine günlük 85 dolar verileceğini duyururlar. Henüz görevlerin dağıtılmadığı bir toplantıda, mahkûm rolü yapacaklara, gardiyanların emirlerine uyma yükümlülüğü getirilir. Ayrıca bu sahte infaz memurlarına, şiddet içermeyen davranışlarını olabildiğince sertleştirebilecekleri de söylenir.  

     Deney sorumlusu profesörün kendisi de bu yapay cezaevinin müdürü rolüne girer ve ilk gün, kura ile seçilen gardiyanlara tahta sopalar verir. Bu sırada diğer öğrenciler, evlerinden sahte suçlamalarla gerçek polisler tarafından gözaltına alınır ve gözleri kapatılmış bir biçimde karakol işlemlerinden geçirilmelerinden sonra saçları kesilerek bu düzmece hapishaneye getirilir.

     Daha önceden kararlaştırıldığı üzere, mahkûmlara numaralı tek tip elbise giydirilir, ayak zincirleri takılır. Gardiyanlara ise göz temasını zorlaştıran güneş gözlükleri verilir.

     Adlarıyla değil, numaralarıyla seslenilerek kişilikleri önemsizleştirilen mahkûmlar, üç kişilik daracık hücrelere konulurlar. İlk gün bu şekilde bittikten sonra, ertesi gün işler karışmaya başlar. Kendilerini gerçek mahkûm gibi gören öğrenciler, bunun aslında bir deney olmayabileceğini düşünüp önce itiraz, sonra da isyan etmeye başlarlar. Ancak bu tavır, gardiyan rolündeki öğrencileri daha da öfkelendirir ve sertleştirir. Örneğin mahkûmlara önce hakaretler başlar, ardından yatakların alınıp hücrelerden çıkarılması, şınav çekilmesi gibi cezalar verilir.

     Birkaç gün içinde gardiyanlarda sadistleşme, mahkûmlarda ise korkaklaşma artar. Deneyin sorumlusu psikolog da (müdürlük rolüne kendisini fazla kaptırdığından dolayı) sertleşmeye başladığını hissedince, deneyi tamamlayamadan durdurmak zorunda kalır ve psikolojileri sarsılan mahkûm öğrencileri rahatlatmak için, yaşananların yalnızca bir deney olduğunu hatırlatır.

     Daha sonra sinemacılara da ilham veren bu ünlü deneyin sorumluları, gözlemlerini içeren raporlarına şunları yazmışlardır: “İnsanlar, kendilerine verilen rolleri abartıp kolayca ve kontrolsüz biçimde insan haklarını çiğneyebilirler.”

     Gerçekten de insanlara verdiğimiz rollere çok dikkat etmeliyiz. Çünkü bu kişiler bir süre sonra kendilerine verdiğimiz role girip, kendi özlerine yabancılaşabilmektedir. Aile içinde verilen roller genellikle o aileyi, ancak toplum içinde verilen roller ise hepimizi etkileyebilir.

     Hoşça kalın…

Yazı Tarihi : 29.07.2020