Şafak LAYİÇ
TAŞ ÇORBASININ LEZZETİ

Gezginin biri, yolunun üzerindeki bir köyde bir süre konaklayıp dinlenmek ister. Ancak konukseverlikten pek nasibini alamamış bu köy, Gezgin’e soğuk davranır; onu ağırlamamak için kapı ve pencerelerini sıkıca kapatır.

     Ancak güngörmüş kahramanımız, bu olumsuz davranışlar karşısında pes etmez ve köy meydanına oturur. Bir köylü gizlendiği yerden sorar:

-Hey yabancı, neden geldin; bizden ne istersin?

-Yatacak bir yer, yiyecek sıcak bir yemek.

     Bu defa başka bir köylü söze girer:

-Köyümüzde yatacak yer bulunur ama boşuna yemek bekleme. Biz çocuklarımızı bile zor besliyoruz. Sana verecek bir kırıntımız bile yok!

-Madem yatacak yeriniz var; öyleyse ben de bütün köye yetecek güzel bir “taş çorbası” yapayım da bu lezzete siz de şahit olun.

     Hem bedava yemek hem de değişik bir lezzet lafını duyan köylüler, saklandıkları deliklerden teker teker çıkmaya başlarlar. Neredeyse tüm köy, Gezgin’in çevresinde büyükçe bir halka oluşturur. Kahramanımız heybesinden küçük bir tencere çıkarır. Ancak köylüler buna gülerler:

-Yabancı, bu küçük tencerede pişen bir çorba bizi nasıl doyuracak?

-Haklısınız; daha büyük bir kazana ihtiyacım var. En büyük kazan kimdeyse getirsin öyleyse.

     Kalabalıktan biri koşarak büyükçe bir kazan getirir. Gezgin, ateş yakmak için kuru odun toplamaya gidince, köylüler de hemen yemek faslına geçmek adına yardım ederler ve çabucak kocaman bir ateş yakarlar.

     Ardından kazana, herkese yetecek kadar su konur. Köylüler şimdi, yapılacak taş çorbasına odaklanmıştır. Gezginimiz de, tüm dikkatler üzerindeyken, heybesinden çıkardığı bir tülbendi usulca, törensi bir havada açarak, içinden yumruk büyüklüğünde, pürüzsüz, ama sıradan bir taş çıkartır.

     Herkes şaşırır. Gezgin durumu açıklar:

-Bu çok özel bir taştır. Eminim ki, daha önce hiç “taş çorbası” içmemişsinizdir. Taş çorbasının lezzetini tadan, bir daha asla unutmaz.     

     Köylüler pek ikna olmazlar. Ancak kahramanımızın arada bir çorbayı karıştırırken tadına bakarak beğenmesi, elbette bazılarını etkilemeye başlar. Gezgin açıklamalarına devam eder:

-Elbette taş çorbası güzeldir. Ancak bir iki tane havuç olsaydı, tadından yenmezdi.

     Kalabalıktan biri, hemen bir iki havuç bulup getirir. Kahramanımız havuçları kazana atıp çorbanın yeni kokusunu içine çektikten sonra sözlerine bir ek daha yapar:

-Ne yazık ki domatesim yok. Domatesin taş çorbasına verdiği ayrı bir lezzet var ki, anlatılmaz; ancak yaşanır.

     Başka bir köylü de birazdan domatesle gelir. Ancak Gezgin, böylece habire yeni malzemeler getirtip çorbanın içine katar ve sonunda herkes, bu mükemmel çorbayı afiyetle içer.

     Gecenin ilerleyen saatine kadar insanlar sohbet ederler. Gerçekten de, taş çorbasının lezzeti bambaşkadır. Kahramanımız, uykuya geçmeden önce, bu taşı yine törensi bir biçimde temizleyip tülbendine geri koyar.

     Ertesi sabah Gezginimiz köyü terk etmeden önce, köylüler toplaşıp bu taşı satın almak istediklerini söylerler. Ancak kahramanımız şu açıklamayı yapar:

-Çorbaya lezzet katan aslında bu taş değil, sizin elinizdekileri kazana atıp bizimle paylaştıklarınızdı.

     Hoşça kalın…

Yazı Tarihi : 01.10.2019