Muhsin Durucan
TUTUKLULUK GÜNLERİM

Sözcük anlamında özgürlük:

 

Her hangi bir koşulla sınırlanmama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma durumu.

 

Felsefi anlamda özgürlük:

 

İnsanın, her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine ve kendi düşüncesine göre karar verme durumu.

 

***

 

Görevim süresince dik duruşumdan olmalı; kimi haksızlıklara, kıyımlara ve sürgünlere uğradım. “Ne zamana dek?” Dediğinizi duyar gibi oluyorum. Elbette emeklilik günlerime dek…

 

Ne ki tutukevine gönderilmedim, dediğim oldu kimi zaman… Başta gazeteciler ve yazarlardan içerde olanların acılarını yüreğimde duydum! Özgürlüğü yitirmenin olumsuzluğunu duyumsadım!

 

15 gün önce ülkemizde Korona virüs’ün sağlıkta salgını başladı. Dünyada hızla can alıyor! Buradan devinimle 65 yaşın üzerindekiler, evlerinde tutuklu kaldı. Sıklıkla İstanbul’da gezen ve ülkemizin değişik yörelerine gidip gelen birisi olarak; özgürlüğün yerini tutsaklığa bıraktığının farkına vardım! Bu durum, geniş perspektifte düşünmeye dönüş oldu.

 

Günlerimi nasıl geçirdiğimi sorduğunuzu algıladım. Belirteyim: Kitap okumak, yazı yazmak, internet ortamında gazete okumak, TV izlemek, dostlarımla telefon görüşmesi yapmak ve müzik dinlemek diyebilirim. Nasıl mı? Gönül gücümü (moral) dik tutarak... Şiire sığınarak… O, benim şiir nikâhlım! Bana moral verdiğinden dolayı olmazsa olmazım, diyorum.

 

Medyada gördüğüm çoğu haberlerin ya da bilgilerin büyük bölümüne inanamıyorum. Kirlenmişlik olduğu kanısındayım. Buna koşut olarak yaşama gözünü yumanların acısını içimde duyuyorum. “Yaşamın tadı, tuzu kalmadı.” Derler. Ortam onu yansıtmıyor mu?

 

Tutsaklık günlerimizin ne zaman biteceğini ya da esenlikli günlerin gelmesini umutla beklerken; Eşsiz Lider Atatürk’ü okumadan edemiyorum. Japonya ve birçok dış ülkelerdeki ders kitaplarında yer alan “Büyük Atatürk” konusunun işlendiğini de güvenilir ağızlardan duyuyorum.

 

Gereksinimlerimizi karşılama uğraşı içinde olan canım kızıma, site yöneticimize, özverili-içten davranışlı komşularımıza ve güvenlik görevlilerimize şükranlarımı sunuyorum.

 

Özgürlük ve tutsaklığa değindikten sonra şair-dürüst devlet adamı rahmetli Bülent Ecevit’in şiiriyle yazımı sonlandırmak istiyorum:

Özgürlüğün Ardından

Özgürlüğü yitirdik dostlar ardından bir çift sözüm var

Havaya benzerdi biraz varlığı duyulmazdı özgürlüğün yokluğu dayanılmaz

“Saklamayın” derdi özgürlük “beni kendinize esirgemeyin beni ellerden esirgendikçe tükenirim çünkü paylaşıldıkça çoğalırım ben”

Oysa kendimize kalsın diye özgürlük ona bahçelerde duvarlar ördük uçup gitti kuş misali bahçelerden ne eller gördü hayrını ne biz gördük

“Yurttaşlar” derdi özgürlük “bu devleti sizler yöneteceksiniz el ele yaşatabilmek için beni yaşayabilmek için benimle”

Oysa dünyalarımız öylesine küçüktü devlet öylesine büyük yönetilmek öylesine rahattı yönetmek öylesine yük

Bir seyirlik oyun saydık devleti bıraktık oyuncuların eline düdük çaldı oyun bitti “haydi” denildi “herkes evine”

Yok artık dostlar ağlamanın yararı ellerimizle kazıldı özgürlüğün mezarı

Kendimizi gömdük içine…

Bülent Ecevit

Yazı Tarihi : 06.04.2020