Hasan Akarsu
“UÇKUN” VE “DİLSİZ AYNA” ÜZERİNE (*)

Ozan, yazar Asım Öztürk, 1950 Manisa-Selendi doğumlu olup Türkçe öğretmenliği yapar. Şiirleri ve yazıları çeşitli dergilerde yayınlanır. “Şiirin Diliyle” ozanların ufkunu açan yazar, şiirsel bir dille yazdığı “Yeryüzü Çocukluğum” yapıtıyla da yeryüzünde yaşananlara tanıklık ederken Uçkun ve Dilsiz Ayna şiir yapıtlarıyla otuz iki kitaba ulaşır.

           Uçkun (1)

       Uçkun sözcüğü Türkçe Sözlük’te “ateşten fırlayan kıvılcım” olarak açıklanır. Ozanın bu yapıtındaki şiirleri de ateşten fırlayan kıvılcımlar gibidir. Çocukluğunu yaşayan rüzgârla tutunduğu sözcükler rüzgâr serenleridir. Çiçeğin dilini okurken özgür günlerin kıyısına yürür. Doğayı seven, doğayla bütünleşen ozan ağaçlarla, kuşlarla, güneşle, yağmurla içli dışlıdır. Kentlerde yaşananlara tanıktır, yaşanmışlıkları, yaşanacakları bilir, yalnızlığı öğrenir. “Soluksuz bir yaşam isteğiyle” doludur. “Halk Denizi”nde yüzenlerle birliktedir, gidenlere üzülür: “… Öyle bir avuç/ Halkının toprağında çiçektiler/ Kış esmerliğini sevdalarına giydiremeden/ Tenlerinin çıplaklığıyla seslendiler/ Işığın aynasına…” (24). Onlar ki “En hızlı koşanın yelesiyle/ Tutundular yaşanan günlere/… Dağlar özgürlüğüydü halkımın/ Tutundular ufkun çiçek kokulu dallarına…” (s.26).

         Ozan, kömür ocaklarını “Ölümün ağzı” gibi görürken yoksul, kimsesiz, işsiz insanların acılarını yansıtır dizelerinde. “Kıvılcım gibi yalnızlığına” sığınır, karanlık günlerin içinden geçerken, “mutlu kentleri” unuttuğunu söyler. Çocukluğunun acılarını anımsar, acıtılmış teninde yaşamaktan yorulur. Mevsimleri duyumsayıp yaşarken güzlere, yazlara tanıklık eder. Özgürlükle büyüdüğünü belirtirken genç ölenlere üzülür. Zamansızlıktan yakınır, umutsuzluğa düşer kimi kez: “… Her şeyin kirlendiği günlerden geçiyoruz/ Sözcükler, renkler, evler, sokaklar/ Neye baksak, yüzümüzdeki gülüşler yorulmuş…” (s.58). Ozanın dili “Bir arı kovanıdır sözcüklerinin balıyla”. Ona göre sevda bir türküden de ötelerdedir. Saçları gurbet kokan ozan, her şiirinde uçkunlar uçurur gökyüzüne ve sevmenin sınırsızlığında gezinir, uykunun patikaları yorulsa da. “Uçkun” şiirleri zengin imgeleriyle okurunu bekler.

              Dilsiz Ayna (2)

        Asım Öztürk Dilsiz Ayna kitabındaki şiirlerinde de doğayı her şeyiyle çok iyi gözlemler. Çocukluğunu, çocukluk anılarını, yalnızlıklarını yansıtır. Yağmur, karanlık, gece, güneş, bulutlar, yıldızlar, çiçeklerin her çeşidi girer şiirlerine. “Yağmur yağdıkça/ Karanlıkta sözcüksüz” kalan ozan, aydınlığı giyindiğini, her mevsimin mavisini dinlediğini belirtir. “… Mevsim kördü, bulutlar sağır/ Savrulmalar geçiyordu yaşadıklarımızdan” derken, çevresinde olup bitenleri yansıtır. Sözcükleri yorulur bu yüzden. Zaman akıp gider, yağmurları giyinirken. Düş çarşılarında dolaşır yüzündeki göçebe rüzgârlarla. Yaralarına kül serper, “alevini giyinmiş” göçmenleri, kıyıda sürüklenen ölüleri unutmaz. “Işığı yeniden sevmek” ister, genç bir ölüye üzülür, ansızın gelen ölüm haberlerine. Yarım bırakılmış yaşamlar en büyük acıdır bu zamanda.

         Ozan, tüm olumsuzluklara karşın yaşama sevincini yitirmez. Sürekli olarak seslendiği birileri vardır şiirlerinde. Sevdiğine seslenir, kendisiyle konuşur, çarşılardan yorgun dönenleri gözler. Gecenin saçlarını çözer, leylağın dilini öper. Şiirlerini doğayla yoğurur: “Narın çiçeğini öptüm/ Gelinciği kaçırdım dağlara/ O yüzden rüzgârım isyandadır/ Uyurum o uzun geceleri yıldızlarımla… (s.45)… Mimozalar geçer/ Leylağın hatırı kalır gecelerde/ Mor bir düştür uzaklarda sevdanın dağlara vuran sesi/ Yaz geçer…” (s.49). Asım Öztürk, yağmurun dilini öğrenen, gecenin çığlığını giyinen ozandır ve “ışığın kanadı olur” çoğu zaman. Şiirini nerede yazarsa oranın adını belirtir. Sözgelimi; Burgaz Adası’ndadır ve Sait Faik’i anar: “… Adanın öteki yüzünü görmedik, eski balıkçılar yok,/ Sait Faik’ten anlatmıyorlar kalan günleri… (s.57)… Sait Faik’i kime sorsam köpük köpük deniz/ Yağmurları avuçlarımda” (s.58). Ozan, barış için toplananların “Büyük Patlama” ile kıyımlarına üzülür, “ölüm kalabalıktı” der üzülerek.

       Asım Öztürk, “Dilsiz Ayna”daki şiirleriyle yakın zamanda yaşananlara tanıklık ederken, çocukluğundan, gençliğinden, yaşadığı yerlerden duygulanmalarını etkili bir dille yansıtır. “Çığlığı yaralı günler”, “Kirli ölüm”, yaşadığı sevdalar, acıları, “sömürünün atları” vb. şeyleri anlatır. “Taş yontuyorum/ Dilsiz bir aynayı sever gibi” (s.91) deyişi anlamlıdır. Sözün bittiği yerden, acılarından havalanan bir ozandır Asım Öztürk, sevgilerin, sevdaların içinden gelen bir ozandır. “Dilsiz Ayna” şiirleri de okurlarını bekler sabırla.

 

  1. Uçkun-Asım Öztürk, Şiir, Klaros Yayınevi, Temmuz 2020, 122 s.
  2. Dilsiz Ayna-Asım Öztürk, Şiir, İzan Yayıncılık, 2020, 152 s.

(İnsancıl, Aralık 2020)

Yazı Tarihi : 05.12.2020