Cahide Ulaş
YAŞADIĞIMIZ ZOR ZAMANLAR HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAMASINI BİLENE YAŞAMDA DAİMA OLACAK MUTLU ANLAR

Zor zamanlardan geçiyoruz ve her gün bir felaket haberi ile yeniden sarsılıyoruz.
Dünyayı saran ve ülkemizi de çok büyük ölçüde etkisi altına alan bu salgın hastalığın verdiği
korku, endişenin yanında felaketler de üst üste geliyor. Deprem, sel felaketi, havai fişek fabrikasında
patlama ve yangınlar korku ve endişemizi arttırıyor!
Ne yazık ki; bir de hala bitmeyen kadına şiddet haberleri yüreklerimizi yaralamaya devam
ediyor. İşkence gören kadınlar, öldürülen kadınlar ve arkalarında kalan gözü yaşlı çocuklar, anneler
babalar, kardeşler.. Özellikle bu zamanlarda nasıl oluyor anlamak mümkün değil!
Nasıl bir şeyse bu zorlu dönemde bile şiddet haberleri bir türlü bitmiyor!
Trafikteki kavgalar, kazalar, sokak ortasında birbirlerinin canına kast edenler, yasak olmasına
rağmen toplu taşıma araçlarında çok fazla yolcu alanlar, mecburi olmasına rağmen maske
takmayanlar ve ceza alınca isyan edip olay çıkaranlar oldukça korkularımız ve endişelerimiz devam
edecektir.
Özellikle bu dönemde akıllanmıyoruz ve ders almıyoruz! Yaşamı güzelleştirip mutlu olmak
varken; bazı kendini bilmezler tüm olumsuzlukları sergileyip toplumun huzurunu da bozuyorlar..
Oysa; tüm zorluklarına rağmen yaşamak güzel ve mutlu olmak da elimizde. Her gün güneş
yeniden doğuyorsa ve bizlere umut kapılarını açıyorsa yaşamı sevmeli ve mutlu anlarımızı
çoğaltmalıyız.
Korkularımızla, endişelerimizle de yüzleşeceğiz ve onlarla yaşamayı öğreneceğiz.
"Neden korkuyoruz?"
Ya da merak ettiğimiz asıl soru "Nasıl korkmayız?" değil mi?
Gelin o zaman önce "korku"nun nasıl hayatlarımıza girdiğine ve bizi nasıl kontrol ettiğine
bakalım.
Küçükken yürümeyi öğrenmeye başladık, düşe kalka ayakta durabiliyorduk. Sonra bir anda
"Aman çocuğum dikkat, düşersin!" cümlesini duyduk. Not ettik, "Düşmemem gerek”. Belki
düşmenin anlamını biliyorduk, belki de bilmiyorduk. Ama galiba kötü bir şeydi, uzak durmalıydık.
Sonra biraz daha büyüdük, yavaş yavaş üzülme, acı çekme kavramları girdi hayatımıza.
"Afferim benim kızıma hepsi pekiyi" diye duyduk, üstüne öpüldük, koklandık. Hemen not aldık:
"Notlarım iyi olursa beni severler" ama sadece bunu not almadık, farkında olmadan"Notlarım iyi
olmazsa beni sevmezler" i de ekledik hafımıza.
Ve farkında olmadan "sevgi"yi, en temel gerçeği, yaşamın en gerçek en güzel duygusunu "hak
etmemiz gereken", "şarta bağlı olan" bir duygu olarak tanımladık.
Sonra da korktuk! Ya sevmezlerse? Ya başarısız olursam? Ya istediğim gibi gitmezse?...
Bir oyuncağımız oldu, ilk oyuncağımızdı yanlışlıkla kırdık, “kaybetmek” duygusuyla tanıştık;
çok üzüldük. O yaşta o üzüntümüzü iyileştiremedik, not aldık:
“Ben elimdekini kaybederim, hata yaparım. Bir daha böyle acı çekmemek için bir şeylere
bağlanmayayım ve hata yaparsam üzülürüm” diye.
Yalnız kalmaktan, üzülmekten, acı çekmekten, hayal kırıklığı yaşamaktan, kaybetmekten, suçlu
hissetmekten korktuk…
Ve bu korkularımızı iyileştirmediğimiz, onlardan özgürleşmediğimiz sürece onlar bizim
sınırlarımızı belirlemeye başladı ve "Mutsuz olduk"!
-Yeni bir ilişki istedik fakat  “Ya bu adamla da veya kadınla da şimdi yürümezse” seslerini
duyduk ve şans vermedik;
-“Bu iş yerinde herkes çok iddialı, başarısız olursam” diye korktuk ve o çok istediğimiz
görüşmeye gidemedik, ya da gittiğimizde korkudan gerçek kapasitemizi gösteremedik;
-“Başarısız olursam beni sevmezler” diye korktuğumuz için işleri hep stres altında yaptık. Bu
nedenle kapasitemizi yansıtamadık, işlerimizi büyütemedik, daha çok para kazanamadık...
Yani o eski hislerin hapsinden çıkamadık!
Korktukça elimizdekine daha çok sarılmaya çalıştık, onları kaybetmemeliydik!

Bizi çağıran hayallerimize yönelemedik çünkü gerçekleşmemesi halinde acı çekeceğimizden
korktuk!
Daha önceki ilişkilerde üzüldük diye "bütün erkekler veya kadınlar böyle" diye genellemeyi
seçtik, kendimizi kapattık…
Kısacası "korktuk".
Biz bu döngüden çıktığımızda GERÇEK MUTLULUĞU ve ÖZGÜRLÜĞÜ buluyoruz!
İstediğimiz eş, istediğimiz iş, istediğimiz hayatı da yakalayabiliyoruz.
Korkularımızı fark edip, onların yerine SEVGİYİ seçtikçe daha mutlu olabilecek kendimizle
tanışıyoruz. Böyle düşünmek ve başarabilmek gerek.
Korkularımızla yüzleşip onları özgürleştirdiğimizde ve tüm yaşama sevgi ile baktığımızda,
yaşamın mucizelerine inandığımızda mutlu anlarımız çoğalacak, yaşama sımsıkı sarılacağız.
İşte bu zor zamanlarda en çok da buna ihtiyacımız var..
ÇOK ESKİ ZAMANLAR VE YAŞADIĞIMIZ BU YILLAR
1900 Doğumlu olduğunu hayal et;
14 yaşındayken 1. Dünya savaşı başlar, 22 milyon ölü ile 18 yaşına geldiğinde biter.
Kısa süre sonra küresel bir salgın başlar ve İspanyol Gribi, 50 milyon insan ölür. Hayatta
kaldıysan 20 yaşındasın.
29 yaşına geldiğinde New York Borsasının çökmesiyle başlayan küresel ekonomik krizi
yaşamışsındır, enflasyon, işsizlik ve fakirlik...
33 yaşına geldiğinde Naziler iktidara gelir.
39 yaşına geldiğinde 2. Dünya savaşı başlar. Bittiğinde ise 60 milyon ölü ve sen 45 yaşındasın.
52 yaşına geldiğinde Kore Savaşı başlar.
64 yaşına geldiğinde Vietnam Savaşı başlar ve 75 yaşındayken biter.
1985 doğumlu bir çocuk büyüklerinin hayatın ne kadar zor olduğu hakkında hiçbir fikri
olmadığını düşünür, ancak birçok savaş ve felaketten kurtulmuşlardır.
Bugün yeni bir salgın ve tüm konfora sahibiz. Ama şikayet ediyoruz, çünkü maske takmamız
gerekiyor. Şikayet ediyoruz, çünkü yiyecek, elektrik, akan su, wifi, hatta Netflix’in olduğu evlerimizde
kapalı kalmalıyız.
Eskiden bunların hiç biri yoktu. Ama insanlık pek çok şeyden kurtuldu ve yaşama sevincini asla
kaybetmedi.
Bizim bakış açımızda küçük bir değişiklik mucizeler yaratabilir. Hayatta olduğumuza
şükretmeliyiz. Birbirimizi korumak ve yardım etmek için yapmamız gereken her şeyi yapmalıyız..
SİZİN HİÇ SIĞINACAK BİR ADANIZ OLDU MU?
Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde milyonlarca
kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.
Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev
dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler!
Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimciler,
yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek, okyanusta bu noktada
birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu;
kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü
bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada, kuşlar için, göç yollarının vazgeçilmez bir
durağıdır.
Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun, yıpratıcı bir
yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa
okyanusun sularına gömmektedirler.
Peki ya siz... Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze
soluk verecek, yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü, dengenizi
yitirinceye kadar çırpınıp kanat çırptığınız bir ada bulabildiniz mi kendinize?
Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz bir
arkadaş, size daima huzur ve mutluluk verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç
edinebildiniz mi?
Şöyle bir kere daha bir iyi bakın çevrenize...
Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? Kaç tane
durup nefeslendiğiniz ada bulmuşsunuz kendinize?
SİTEM
Ben ona sıkıntılı güz günlerinde
Yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
Kırmak istememiştim duygu filizlerini
Büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
Rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
İncinmesin diye tek
Acıyı bile ters yüz eden
İncelikli bir gülümsemeyle yüzümde
Ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
Sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
İnsanlar içinde üşüdükçe
Güvenle gelebileceği
Kuşların kanatları neden vardır?
Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
Bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
Tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
Konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
Yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
Ben ona sabah olamasam da
Dingin bir ikindi olayım istemişimdir
Her şeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
Yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
Yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
Serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
Dinlendireyim istemiştim
Üşütmek istememiştim.
Ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
Gecikmiş… İnce… Güzel ve uzak…
Biraz da kendime istemiştim
Sevgi adına…
Şükrü Erbaş
En iyisini sona saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
Paulo Coelho

Yazı Tarihi : 13.07.2020