Cahide Ulaş
YAŞAM BOYU MUTLU OLMAK İÇİN ÇABALIYORUZ MUTLU OLMAYI ÇOK İSTİYORUZ GALİBA BİRAZ MUTLU OLMAKTAN DA KORKUYORUZ

Mutlu olmaktan neden korkuyoruz?
Neden mutsuzluğumuzu paylaşmak daha kolay?
Neden bir araya geldiğimizde sorunlarımızı rahatlıkla anlatır ama yaşadığımız muhteşem
randevudan çekinerek bahsederiz?
Ekonomik sıkıntılarımızı konuşur ama maddi olarak iyi durumdaysak utanır, hatta saklamaya
çalışırız?
Son zamanlarda daha çok ama aslında her zaman için geçerli olan sevdiklerimizle, dostlarımızla
veya bir araya geldiğimiz kişilerle daha çok dertlerimizi sıkıntılarımızı paylaşıyoruz.
Şimdi gündemde ülkemizi ve dünyayı saran salgın hastalık var ve doğal olarak bu hastalıkla
ilgili duygu, düşünce, izlenimlerimiz, bilgilerimiz ve yaşadıklarımızı paylaşıyoruz.
Belki anlatınca rahatlıyoruz ama bu dönemde de mutlu anlarımız olabilir fakat paylaşmaya
çekiniyoruz. Acaba mutluluğumuzu paylaşmak karşı tarafı rahatsız eder mi, özellikle bu dönemde
herkes evlerde bunalmışken bir sürü olumsuzluk yaşarken benim mutluluğum rahatsız eder mi diye
düşünüyoruz.
Aslında her zaman böyle değil miyiz?
Uzun zamandır görmediğim teyzemle sohbet ederken bu dönemden önce; bir baktık ki hep
hastalıktan ve olumsuzluklardan söz ediyoruz. Teyzemde de bir sürü hastalık var ama kahkahaları
hiç eksik olmaz. Sonunda teyzem “görüyor musun hep hastalıktan ve olumsuz şeylerden söz ediyoruz
hadi güzel şeyler konuşalım” dedi. İşte mutlulukları paylaşmakta bu kadar cimriyiz.
Bir düşünün; arkadaşlarınızla buluştunuz ve sana nasıl olduğunuzu sordular, sen de onlara
"Çok iyiyim, her şey çok güzel! Hayallerimdeki işte çalışmaya başladım, çok güzel bir aile hayatım
var çok mutluyum çok!.. " diye söyleyiverdin, içinden taşan coşkuyla.
Belki saniyeler, belki de dakikalar sonra aklından şunlar geçmeye başladı mı?
-Acaba şimdi hava atıyorum diye düşünürler mi?
-Ya bana gıcık olurlarsa?
-Ya ben onlara kendilerini kötü hissettirirsem?
-Beni kıskanırlar mı? .....
Ve çok keyifli olduğunuzu paylaşmanın ardından gelen bir sürü pişmanlık ve soru işaretleri.
Neden mutlu olmanın peşinden bu kadar koşmamıza rağmen mutlu olduğumuzda onu kabul
edemiyoruz?
1- İnsan Doğası
Mutlu olduğumuz ve keyifli hissettiğimiz anda daha hassas, duygusal olmaya başlıyoruz. Bu
nokta ise  derinlerde olan "her an kaybedebileceğimiz" korkusunu bizlerde tetikliyor.
Gün içinde düşüncelerimizin %80 den fazlasının sürekli tehlikelere karşı bizi uyarmak üzerine
olduğunu düşünürseniz, güzel bir şeye sahip olduğunuz düşüncesinin "kaybetme korkusunu" aktive
etmesi sizi şaşırtmayacaktır.
2- Mutluluğumuzdan Şüphe Etmemiz
Biz kadınlar başarılarımızı sahiplenemiyoruz. Başarılarımız, mutluluklarımız... Hep bir eksik
arama ihtiyacı duyuyoruz. Bu sadece bizim toplumumuzda değil,  diğer ülkelerde de böyle.
Toplum olarak kadınların başarılarının sorgulanması, bizleri kimse daha bizi sorgulamadan
kendimizden şüphe etme alışkanlığına götürmüş durumda.
Sonuç olarak da, her şey çok güzel giderken bile kendi mutluluğumuza fren yapıyoruz ve
kendimize tadını çıkarma iznini vermiyoruz.
3- Acılarımız Biri Bir Araya Getirir
Şunu cevaplar mısınız: Sıkıntısı, derdi olduğunu söyleyen arkadaşınız aradığında mı yoksa
güzel gelişmelerini paylaşmak isteyen arkadaşını aradığında mı o gün ne olursa olsun onunla
buluşursun?

Araştırmalar negatif durumlara ilgi gösterme eğilimimizin pozitif durumlara göre daha fazla
olduğunu gösteriyor.
Sorunu anladık.
Peki; bu kadar bilimsel ve toplumsal sebepler bizi mutluluğumuzu paylaşma konusunda
frenliyorken biz nasıl "Ben Mutluyum" diye kendimizi özgürce ifade edebileceğiz?
Aşağıdakileri aklımızda bulundurarak:
1- Mutluluğunun farkında ve onu sahiplenen kişiler daha sağlıklı ve daha yaratıcıdır.
Bu gayet geçerli bir sebeptir. Sağlıklı olmak istiyoruz! Yaratıcı olmak istiyoruz! Değil mi?
2- Mutlu kişilerin ilişki yaşama ihtimalleri daha fazladır, daha sağlıklı ilişkiler kurarlar ve daha iyi
liderlik yaparlar.
Kabul edelim pozitif insanların yanında daha iyi hissetmiyor muyuz? Onların enerjisi bizim de
enerjimizi yükseltiyor.
3- Mutluluğunu gösterdiğinizde bencil olamazsınız. Asıl bencillik mutluyken mutlu olmaya izin
vermemektir!
Çünkü mutluyken çevremizdekilerin de mutlu olması için ilham veriyor ve enerji yayıyoruz.
Acıyı hüznü paylaşmak bizleri rahatlatabilir belki ama mutlu olmak ve bu mutlulukları
paylaşmak da bizi ve karşımızdakileri de mutlu edebilir.
Nasıl biri gülerken, neşe içindeyken, kahkahalar atarken karşısındaki kişiler de en azından
gülümsüyor ve o neşeli anları paylaşıp mutlu oluyor değil mi?
Öyleyse özellikle bu sıkıntılı günlerde mutlu olmayı bilen ve paylaşan kişiler olursa hayatımızda
ve biz mutlu olup paylaşabiliyorsak yaşadığımız sıkıntıları daha rahat atlatabiliriz.
Unutmamak gerekir ki mutluluk bizlerin seçimidir.
Hayatımızdaki herkes bizden bir şeyler öğreniyor. Biz de onlardan...  Yaptıklarımızla
çevremizdeki insanlara, çocuklara ilham kaynağı oluyoruz.
Özellikle çocuklara şefkati, mutluluğu öğretmek istiyorsak, yaptığımız hareketlerin, sahip
olduğumuz alışkanlıkların, ilgilendiğimiz konuların neler ürettiğine bakmalıyız. Bunun için de şu
dört konuya biraz zaman ayırmak gerekiyor.
    Nasıl düşünüyorum? Nasıl hareket ediyorum? Diğerleri ile nasıl bağlantıdayım? Hayatın anlamı
benim için nedir?
Kısaca.. nasıl bir insan olduğumuz, nasıl bir kalbe sahip olduğumuza, neler yaptığımıza bağlı.....
Mutluluğu seçmeniz ve bunu çevrenize de yaymanız dileğiyle..
YAŞAM MÜCADELESİNDE BAŞARI
Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir. Toplumun gözünde başarı; iyi bir maddi gelir getiren
kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadır. Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı olamaz. Ralph
Waldo Emerson 'in başarıyı şöyle tanımlamıştır:
BAŞARI ;
Sık sık gülmek ve çok sevmektir
Akıllı insanların ve çocukların sevgisini kazanmaktır;
Dürüst eleştirmenlerin onayını almak;
Sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır.
Güzeli sevmektir;
Herkesin en iyi yanlarını bulmaktır.
Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir.
Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe,
ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır.
Gönlünce eğlenmek ve gülmek,
Kendinden geçerek şarkı söylemektir.
Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.
İşte tüm bunlar başarılı olmaktır.

Olgunlaşmanın 4 belirtisi:
• Cahillerle tartışmamak
• Talihsizliği kabullenmek
• Kişiler yerine olaylara odaklanmak
• Sorunlara üzülmek yerine çözüm üretmek
Bir toplumun gerçek gücü, her bir vatandaşının içindeki BİZ'de saklıdır.
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol Behramoğlu
Mutlu ol.. Güzel şeyler çok yakında. Gökyüzün mavisi gibi temiz tut sen o kalbini..
Ahi Aratoğlu

Yazı Tarihi : 30.05.2020